Zaman: 24 Tem 2014 1:01

İlginç Efsaneler

  
Başınıza gelmiş; duyduğunuz veya hayal ettiğiniz efsaneler, hikayeler. Hayal gücümüzü biraz zorlamaya ne dersiniz...

Moderatörler: baharyeli, SüperMod

Mesajgönderen Maket » 30 Haz 2007 19:01

AĞLAYAN KAYA: Manisa



Manisa'nın sırtını dayadığı Spil dağı pek çok efsanenin de kaynağıdır. Ama ağlayan Kaya Niobe efsanesi şüpesiz bunların en meşurudur.

Yarı-tanrı Tantalos'un kızı Niobe Manisa'da doğmuş, tanrıca Hera ile birlikte çocukları bu yörede geçmiştir. Daha sonra Niobe'nin yedisi kız, yedisi erkek 14 çocuğu olur. Çocukluk arkadaşı ve Zeus'un eşi Hera'nın ise Apollon ve Artemis olmak üzere iki çocuğu vardır. Her fırsatta çocuklarının sayısı ile gururlanan Niobe, topu topu iki çocuğu olduğunu söyliyerek küçümsediği Hera'yı öfkelendirir. Hera çocuklarından Niobeyi cezalandırmasını ister. Apollon ve Artemis de oklarıyla Nioben'in bütün çocuklarını öldürür. Niobe, çocuklarının başında günlerce ağlar. Sonunda Tanrı Zeus, Neobenin haline acır ve ıstırabına son vermek için onu ağladığı yerde taş haline getirir.

Spil yamacındaki kadın başı şeklinde bu kayanın, göz çukurunu andıran girintilerinden sızan- dağa doğrusu, yakın zamanda kuruduğu için artık sızmayan-su, Neobenin göz yaşları olarak yorumlanır. Halk buraya"Ağlayan Kaya" der. yakından baktığında sıradan doğal bir kaya oluşumu; batı yönünde biraz uzaklaşırsak bakıldığında ise kadın başı şeklinde Niobe'nin gözyaşlarıyla sulanan bağlarda yetiştiği söylenir..
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 30 Haz 2007 19:10

KIZLAR SİNİSİ: Sivas



Kızılırmak, Kızıldağ'dan doğar. Kızıldağda"beş Gözeler" denilen su kaynağının yakınlarında peri bacalarına benzeyen kayalıklar vardır. Halk arasında buranın adı" Kızlar Sinisi" Efsaneye göre eski zamanlarda bir gelin alayı, Kızıldağ yamaçlarından geçerken eşkiyanın hücumuna uğrar. Eşkiya düzlükteki yolu kestiği için düğün alayı Kızıldağ'a tırmanmaya başlar. Gelin, eşkiyanın elinden kurtulumuyacağını anlayınca Allah'a yalvarır." Ya onları taş yap ya da beni tas kes" der. Düğün alayı o anda Kızıldağ'ın yamacında taş kesilir.

Gerçekten de o yörede, uzaktan bakıldığında, dağın yamaçlarına yayılmış ve düğün alayını anımsatan irili ufaklı kayalar görülür. Hatta bunların arasında ceyiz sandığı bile vardır..
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 30 Haz 2007 19:28

TAŞ KESEN ÇOBAN: Kars



Kars'ın Kağızman İlçesinin Kızılöküz köyünde, taş kesen bir çobanın efsanesi anlatılır. Bu çoban geçimini köy halkının koyunlarını otlatıp çobanlık yaparak sağlarmış. Yazın en sıcak günlerinde bu çoban en yüksek otlağa çıkarak otlatmaya koyulmuş. Ancak o civarda bir damla su bulunmazmış. Hem hayvanlar hem de çoban çok susamış. Susuzluktan bağrı yanan çoban" ya rabbim, sana yedi kurban keseyim, yeter ki şuradan su çıkartıp, şu kulunun ve aciz hayvanların susuzluğunu gider." diye yakarmış. Çobanın bulunduğu yerin hemen yakınında o an da su kaynamaış. Sevincinden çılgına dönen çoban bu gibi sudan kana kana içip hayvanlarını da içirerek susuzluklarını gidermiş. Ancak çoban sözünde durmamış" Koyunlar benim değil bunun yerine yedi bit öldürüp adağımı gerçekleştirebilirim" diye düşünmüş ve öğle yapmış. Öldürdüğü bitleri kaynağa atmış. Ne var ki kısa süre sonra çoban ve koyunlar bulundukları yerde taş kesilmişler. Çobanın ve koyunların yeni kaynağın yanında taşa dönüştüğünü görmüşler.Bugün de o kaynağın civarındaki kayaların, taşlaşmış çobanla koyunlarının kalıntıları olduğuna inanılır.
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 30 Haz 2007 20:04

YAMAÇTAKİ EJDREHA: Sivas



Sivas'a bağlı Çaygören küpücik köylerine giden yolun kıyısındaki tepelerden birinin yamacında, aşağıya inen bir ejderhaya benzeyen bir taş vardır. Yörede bu taşa bir efsane anlatılır:

Çok eskiden bu köyde yaşayan bir karı-koca sabana koştukları bir çif öküzle tarlalarını sürerken tepeden bir ejderhanın üzerlerine geldiğini görür ve çok korkarlar. O esnada adam," Ey Allahım, bu musibeti başımızdan al bende sana bir öküz kurban edeyim" der. allah da ejderhayı taşa dönüştürür. Karı-koca evlerine döner ve öküzün birini kurban etmeden ertesi gün öküzleriyle tarlaya gelip çalışmaya koyulurlar. derken birden kocasına sinirlenerek "Dün sen öküzün birini kurban edeceğim dedin ama etmedin, birden gürültü kopar dün taş kesen ejderha canlanmış üzerimize geliyor..Kadın öküzün birini keser ve köylülere dağıtır. Ejderha tekrar taş haline gelir.

Rivayete göre taş kesen ejderhanın burun deliklerinin birinden su, diğerinden de çok eskiden-irin gibi sıvı akarmış. Bu irinin, çiftin adadıkları kurbanı hemen kesmedikleri için sızdığı söylenir.
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 30 Haz 2007 20:11

KARAYAHIT: Denizli



Çok eski zamanlarda, güzeller güzeli bir genç kız gönlünü köyün çobanına kaptırmış. Ama talihsizlik bu ya, köyün beyinin oğlu da kızda gözü varmış. Evlilik hazırlıklarına başlayan kız, birgün atına binmiş çobana yemek götürürken, yolda beyin oğlunun atıyla ona yaklaştığını görmüş. Kız başına gelecekleri anlamış, çobandan başka birine yar olmamak için Tanrı'ya yakarmış." Tanrım taş keseyim, yeter ki beni bey oğluna yar etme" Kızın duası kabul olmuş ve oracıkta atı ile birlikte taşa dönüşmüş.

İşte o günden beri evliliğe hazırlanan kızlar ve yeni gelinler, Karahayıt'taki bu kayaya gelerek mutlu bir evlilik sürmek için dua eder.
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 30 Haz 2007 20:40

ACELE KARAR VERMEYİN:



Köyün birinde yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış...Öyle dillere desan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.

"BU at, bir at değil benim için, bir dost insan, dostunu satar mı demiş hep. Bir sabah kalkmışlar ki at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış:
-Seni ihtiyar bunak bu atı sana bırakmıyacaklarını, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, nede atın" demişler.

İhtiyar" Karar vermek için acele etmeyin" demiş
-Sadece at kayıp deyin,Çünkü gerçek bu, ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar.Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz başlangıç, arkasından nasıl geleceğini kimse bimez".

Köylüler ihtiyar bunağa kahkalarla gülmüşler, aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş..Meğer çalınmamış dağlara gitmiş kendi kendine..Dönerken de 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler."Sen haklı çıktın, atının kaybolması talihsizlik değil adete devlet kuşu..Şimdi de bir at sürün var..

Karar vermek için acele ediyorsunuz? demiş ihtiyar" sadece atın geri döndüğünü söyleyin, gerçek bu.Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz.Köylüler ihtiyarla dalga geçmişler hakikaten bu adam gerzek demişler.Bir hafta sonra vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlo attan düşmüş ve ayağını kırmış,uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene haklı çıktın diyerek özür dilemişler.

O kadar acele etmin ne olacağı belli olmaz demiş yine ihtiyar. Bu seferde düşmanlar kat kat büyük ordu ile saldırmış. Kral eli silah tutan bütün gençleri askere almış. Yanız kırk bacaklı ihtiyarın oğlu hariç.Köyü matem sarmış savaşı kazanm imkanı yokmuş.Ya gençler ölecek yada esir alacaklarını biliyorlar mış.Köylüler yine ihtiyara gelmişler.Oğlunun bacağı kırık hiç değilse yanında oysa bizimkiler asla köye dönmüyecekler.Oğlanın bacağının kırılması talihsizlik değil şansmış.

Siz erken karar vermeye devam edin, demiş. "oysa ne olacağını kimseler bilmez bilinen tek şey var, benim oğlum yanımda sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şansızlık olduğunu sadece Allah biliyor."
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 01 Tem 2007 10:45

BRUCE LEE EFSANESİ:




27 kasım 1940 sabahında (çin takvimine göre) San Franciscu'da doğdu. Annesi Grace ona bir Amerikan ismi vermeyi düşünmüyordu.
Hastane çalışanlarından biri bu bebeğe Bruce demeye başladı, bunun üzerine anneside bu ismi değiştirmeyip Bruce adını verdi. Ve efsane doğmuş oldu. Aile çok kısa bir süre sonra Hong Kong'a geri döndü. Bruce Hong Kong'da filim kariyerlerine 8 yaşında başladı.
Bir sokak kavgasında küçük düşme korkusunu yenebilmek için döğüş sanatları eğitimine başladı. Bir delikanlı olarak sabapsiiz yere bir sürü döğüşe katıldı. Ve Yip Mans Wing Chun (güzel ilkbahar zamanı) eğitimleriyle efsane dövüş sanatçısı oldu. Korkuyla yaşayan sokak dçvüşçüsü kalıbından kurtuldu. Zaman geçtikçe Bruce Lee büyüdü ve dövüş sanatlarına olan ilgisi daha da arttı. Genç enerji dolu ve rekabetçiydi. Kısa sürede Wing Chun'un temek kunfu derslerine girmeye başladı. Ve ustası oldu.

Dansa inanılmaz derecede ilgi duyuyordu. 14 yaşındayken çok eğlenceli olduğunu keşfetti. Bunun içinde zaten yetenekliydi. Dans etmek istiyenleri geri çevirmedi.
Dans dengesi ayak haraketlerinin çoğu onun daha sonra dövüş stilinde etken olmuştur.
19 yaşındayken sokak dövüşü ile gittikçe daha ilgili olmaya başladı. Böylece 1959'da ailesi onu liseyi bitirmek için Amerika'da arkadaşlarının yanına göndermeye karar verdiler.
1964'te felsefe üzerine mastırını tamamlamadan Linda Emery adında sarışın hoş bir kızla evlendi. Kısa süre sonra California'ya taşındılar. 1965 yılında Brandon lee doğdu. Bir kaç yıl sonra da Shannon doğdu.

Bruce Lee Ed Parkes'la 1964 yılında ilk uluslararası çıkışını yaptı. Daha sonra Green Hornet adlı bir dizide oynamaya başladı.
Sakatlandı ama vazgeçmedi. Steve Mrqueen,Kerem Abdul cabbar, James Caburun, Don İnosanto gibi tanınmış öğrencileri oldu. İnanılmaz teklifler aldı. Bu yıllarda sırtından çok ciddi rahatsızlandı.
Doktorlar dövüş sanatını bırakmasını istediler. 6 ay boyunca sırt üstü yatakta kaldı. Jeet Kune Do Tao adlı kitabı yazmaya başladı.

20 Temmuz 1973'teki Bruce Lee'nin ölümünü çevreleyen koşullar Asya'da bir bilinmezlik fırtınası ve dünyanın her tarafında ölümüne dair bir sürü iddanın gezindiği bir trajedi olarak kaldı.
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 01 Tem 2007 11:29

PRAMİTLER:


Okülit ve ezoterik bilgilere göre dünya üzerinde belli zamanlarda eğitim yeri olarak da kullanılmıştır ve bu pramitlerde yetişenler arasında Hermes, Musa,Orfe, Heredot, Fisagor platon,Solon,İsa bulunmaktadır. Pramit aynı zamanda eğitim ve öğrenim yeri olarak da belli bir süre bazı büyük inisyelere eğitim-öğretim verilmesine olarak tnınmıştır. Ama tabii bu ezoterik bilginin doğrulanması için pramitlerde saklı olduğu idda edilen taş bloklara ya da yazılı kayıtlara ulaşmak gerekir.

Büyük Piramit planlıyanların ve inşa edenlerin Mısır'ı Dünyamızı, hatta ve hatta evreni bi bizden çok daha iyi bildikleri idda ediliyordu. Büyük Pramit dışsal olarak doğanın yaratıcı prensibini sembolize ediyor ve ayrıca geometri, matamatik, astoroloji ve astoronominin prensiplerini tasvir ediyordu. Bruce Cathic'in Büyük pramit'in Kral odasındaki Lahit ile ilgili olarak aktardığı bilgiler bize şunları söylüyor:


"Büyük Pramit'in en önemli alanı, muhakkak ki Kral odasıdır. Çünkü Pramit hangi bilimsel amaca yönelik olarak inşa edilmiş olursa olsun, Geometrik tasarımın topladığı gücler, bir zamanlar ve muhtemelen bir dereceye kadar da bugün, bu odadaki tek bir nokta da konsantre oldu. Bunun teknik nedeni hala şaşırtıcı bir gizem olma özelliğini korumaktadır. Adadaki taş Lahdin pozizyonu, muhtemelen, pramitin yapımının arkasında yatan bilimsel sebebin en önemli belirtisidir. Yapılan hesaplar göstermektedir ki pramidin topladığı güçler, doğal güçler, konsantre bir halde, lahidin içinde yatan bir şahsın başına raslayan bir noktaya doğru yöneltilmiştir. Bu durumda başın bulunduğu yer, ışığa, kütleye ve graviasyona ahenkli bir akort olan dalga formları tarafından bombardıman edilecektir.
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 01 Tem 2007 12:10

YUNUS BALIĞI SIRTINDAKİ ÇOCUK:



Olay Muğla iline bağlı Milas'ın limanı Güllük'te bilinmeyen bir zamanda geçer. Yöre balıkçılığıyla ünlüdür. Hermiyas güzel sevilen bir çocuktur. Sadece anası vardır. Güllük'ün çocukları denize oynamaya gideceklerdir. Hermiyas'ı da çağrırlar. Anası önce izin vermez. Çocuklar baskı yapınca ana denize açılmamak koşuluyla izin verir.

Uzun bir süre sesler kesildi kıyıda. Eğenin hafif dalgalarının çıkartığı sesten başka bir şey duyulmaz oldu. Derken o canlı çocuk sesleriyle yeniden doldu kıyı, Ama aralarında Hermiyas yoktu. Kara haber bir anda yayıldı Güllükte.Güllük'ün en güzel çocuğu Hermiyas'ı aldı ege!
Hermiyas'ın Egenin köpüklü dalgalar arasında kaldığı duyulur, duyulmaz herkes deniz kıyısına koşmuş, Güllük'ün en usta kayıkçıları, en usta balıkçıları, en usta dalgıçları dalgalar arasında aramışlar. Anası dövünmüş, bağrına taşlar basmış, deniz kıyısından ayrılmaz olmuş. Günlerce aramışlar bulamamışlar..

Günlerden bir gün bir balıkçı kayığını çeker çekmez koşmuş Güllüğün içine. Bir yandan da bağrıyormuş:
-Gördüm gördüm
-Ne gördün anlat..
-Hermiyas'ı gördüm
-Düş olmasın sakın
-Gördüm diyorum gözlerimle gördüm bir yunus balığının sırtındaydı..
-Attın şimdi, balık taşır mı insanı..
-Yalanım varsa,Ege yutsun beni..O koca yunus balığının sırtındaydı, bir eliyle tutunmuştu bir eliyle selam verdi. Balık dalıp çıktıkça sulara o da dalıp çıkıyordu,ak köpükler çıkarıyordu balık, Hermiyas o ak köpükler içinde kalıyordu, diye anlatmış balıkçı
Ama kimse inanmamış..
-Peki niye kurtarmadın, niye alıp gelmedin
-Şunlara bak, nasıl alıp gelirdim,mutlu görünüyordu Hermiyas, yaklaşmaya kalmadan dalıyordu yunus,Egenin ak köpüklerini bilmez misiniz?
Güllülüler balıkçıya inanmamışlar, ya da içlerine bir kuşku düşmüş belki de anlattıkları doğrudur diye..O günden sonra aradılar heo o yunus balığını,

Aradan yine günler geçmiş..Bir sabah gün doğmadan bir haber yayılmış Güllü'e ..Hermiyas bulunmuş diye.. bulunmuş diyorlarmış başka bir şey demiyorlarmış.. Birde bakmışlar ki ne görsünler Hermiyas kumlarda yatar sesiz soluksuz..ve bir de balık..o da yatar oracıkta...içlerinden biri dostluk işte budur, onun söylediklerinden hiç birşey anlamaışlar..
-Nedemek istiyorsun?
Bunun üzerine yaşlı adam demişki:
-Hermiyas'la bu yunus balığının dosluğunu görüyormusunuz? Denize bırakmamış onu getirip kıyıya bırakmış, ama o ölmüş..Öyle ya oda ölü! Dostunu kıyıya çıkarmış ama kendi dayanamamış buna birlikte olmak dilemiş..

Bunun üzerine işi anlayan Güllükler aralarında para toplamışlar, yunus balığı ile Hermis'in yontusunu yapmışlar, getirip Jimnazyumun bahçesine dikmişler. Dosluğun simgesi olsun diye...
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 01 Tem 2007 12:51

DOSTLUK AĞACI:



Ercincan'ın Caferli köyünde geçtiği bilinir ve öyle anlatılır.
Kimseye ait olmayan bir arazide kocaman mı kocaman bir ağaç varmış..Çocuklar o ağacın adını Özğürlük ağaçı koymuşlar. Dosluk ve sevgi yemişi verirmiş her yıl bu ulu ağaç. Her bahar bembeyaz çiçeklerle süslenen dallarını, renk renk barış kuşları doldurmuş. Her yıl sevgi mutlulukla beslenirmiş bu özgürlük ağaçı. Yaprakları daha canlı, gölgesi daha serin, gövdesi daha güçlü,
Soğuktan yağmurdan kardan tutunda tüm kötülüklerden korur ve meyvesiyle beslermiş. Gölgesinde barınan hayvanların sevgisi, dallarında ötüşen kuşlerın neşesi, altında serinlenen yaşlıların, çocuklarını emziren annelerin mutluluğu özgürlük ağacını çok sevindirirmiş. Tüm varlıklar bu ağacın önünde saygıyla eğilir rüzgar bile selam dururmuş.Köyde istemiyerek iki kişi arasında anlaşmazlık çıksa köyün Cafer ağası hemen devreye girer, bu iki dargın insana dostluk ve sevgi yemişi barış şerbetinden içirip olay hemen tatlıya bağlanırmış.

Bu toplumu çekemeyen komşu köylerin ağaları ise bu köyün huzur ve mutluluğunu bozmak için planlar yapıp tuzaklar kurar dururlarmış. Araya casuslar koyup Cafer ağanın sırrını anlamaya çalışmışlar ve avuç dolusu altın vaat etmişler bu sırrı çözeceklere.
Bu köydeki hikmetin o özgürlük ağaçı olduğunu öğrenen çevre köyü plnlarını yaparak bir gece gelip bütun dallarını kesip götürmüşler.

Artık meyve varmez, kuşlara, çocuklara gülmez olmuş özgürlük ağaçı üzüntüsünden hastalanmış kurumuş cansız, bir odundan farkı kalmamış.Özgürlük ağaçı yeşermemiş bir daha..Köyde barış şerbeti içilmemiş,isyanlar kavgalar başlmış köyde,diğer köyler arası savaşlar açılmış.Köylüler kentlere göç etmeye başlamışlar. O günden sonra herkes birbiriyle küs kavgalı olmuş,ne barış, ne huzur, nede bereket kalmış.
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

ÖncekiSonraki


Benzer Başlıklar

İlginç Resimler
Forum: Resimler Bölümü
Yazar: Maket
Cevaplar: 0
Google Earth'den İlginç Manzaralar..
Forum: Resimler Bölümü
Yazar: demon1453
Cevaplar: 0
ilginç
Forum: Bilmeceler ve Zeka Soruları
Yazar: ASLISAH
Cevaplar: 1
İlginç tasarımlı arabalar
Forum: Resimler Bölümü
Yazar: sinemsi
Cevaplar: 12
İlginç Resimler-2
Forum: Resimler Bölümü
Yazar: Maket
Cevaplar: 0

Dön Efsaneler ve Hikayeler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir