Zaman: 29 Tem 2014 21:48

İlginç Efsaneler

  
Başınıza gelmiş; duyduğunuz veya hayal ettiğiniz efsaneler, hikayeler. Hayal gücümüzü biraz zorlamaya ne dersiniz...

Moderatörler: baharyeli, SüperMod

İlginç Efsaneler

Mesajgönderen Maket » 30 Haz 2007 10:59

MİDASIN KULAKLARI:


Efsaneya göre Marsyas adında bir Satiros, (keçi ayaklı, sivri kulaklı yarı insan yarı hayvan yaratıklar) Bir gün kırlarda dolaşırken Athena'nın icar ettiği ancak çalarken yüzü çirkinleştiğinden fırlatıp attığı flütü buldu. Bir tarıçanın eseri olduğu için çok güzel sesler çıkartan flütü çalmaya başladı ve bir süre sonra marifetin kendisinde olduğuna inanmaya başlıyarak kendini Apollon'a rakip görmeye başladı.

Bunun üzerine Apollon, kazananın kaybedene istediğini yapabilmesi şartıyla Maryas ile yarış yapmaya karar verdi. Apollon'un arkadaşları olan Musalar ve Phrygia (Fyrigia) kralı Midas yarışmada hakem oldular.

Apollon gitarı ile çok güzel şarkılar çalarak ortalığı inletti. Maryas da flütü ile ondan geri kalmayarak çok güzel şarkılar çaldı. Hakemler tereddüt ediyorlerdı. Bunun üzerine Apollon lirini eline aldı. O kadar güzel o kadar hoş şarkılar çaldı ki dağlar taşlar heycandan titrediler.

Marsyas, Apollon gibi çalamıyacağını itiraf etmek zorunda kaldı. Apollon anlaşma gereği Marsyas'ı ölümle cezalandırdı. Yarışma sırasında Maryas'ın tarafını tutarak onun daha iyi çaldığını idda eden Midas'a da ceza verdi. Onun kullaklarının iyi işitmediğini söylüyerek insanlara özgü kulakları ona uygun görmedi ve Midas'ın kulaklarını uzatarak eşek kulaklarına çavirdi.

Midas kullaklarından öyle utanıyordu ki sürekli başında bir kalpakla dolaşmaya başladı. Fakat berberi saçlarını keserken kulaklarını farketmişti.Midas, hiç kimseye anlatmama şartıyla berberinin yaşamını bağışladı. Fakat berber bu sırrı saklamakla zorlandı. Birilerine söylemezse patlıyacağını düşünüyordu.Öldürülmekten de korkuyordu.

Sonunda bir gün daha fazla dayanamayarak ıssız bir yerde bir çukur açtı ve oraya eğilerek yavaşça "Haberiniz var mı Kral Midas eşek kulaklıdır" ve üzerinden büyük yük kalkmış oldu ve rahatladı. Fakat kazdığı çukurun kamışları hesaba katmamıştı. Kamışlar rüzgarla sallandıkları zaman Midasın kullakları eşek kullakları, diye sırrı her tarafa yaydılar..
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 30 Haz 2007 11:27

YENİKAPI EFSANESİ:


İstanbul tarihte bütün kentler gibi surlarla çevrili ve pek çok giriş kapısı olan yerleşim yeriydi. Bu kapıların adları Türkler İstanbul'u aldıktan sonra değişti. Edirnekapı,Topkapı,Ahırkapı,Kumkapı,Çataladıkkapı,Mevlanakapı,Silivrikapı,Azapkapı,Altunkapı..gibi
Padişahların halkın kendisiyle ilgili düşüncelerini öğrenmek için giysilerini değiştirerek, yanında bir -iki yardıncısıyla birlikte halkın arasına girip dolaştıkları anlatılır.

İşte böyle bir günde padişah yardımcılarıyla birlikte bir kayığa biner. Kayıkta kayıkçıdan başka ünlü bir falcı da vardır. Öylesine ünlüdür ki bir adı da, Herşeyi bilen adamdır. Kayıkta kimseye aldırmadan önündeki mendil içinde bakla taneleriyle kendi kendine fal bakmaktadır. Padişah falcılığı ülkesinde yasaklamıştır. Ama yine yasalara aldırmayıp, fal bakan adamı görünce kızar ve adama sorar:
-Be densiz adam, Padişahın falı yasak ettiğini bilmiyormusun?
Adam başını öne eğerve
-Biliyorum efendim
Bunun üzerine padişah:
-O zaman sözümü iyi dinle! Ben Padişahım ve sana soru soracağım, eğer geleceği bu kadar iyi biliyorsan benim sorumu da bilir hayatını kurtarırsın, yok bilemezsen artık başına gelecekleri sen düşün..
Falcı:
-Tamam padişahım!
-Söyle bakalım az sonra kayığı sahile yanaştıracağım ve şehre bir kapıdan gireceğim, sen herşeyi bilen falcı, benim şehre hangi kapıdan gireceğimi bileceksin..
Falcı bir şey söylemez, bir kağıdın üzerine iki satır yazı yazar ve padişahaa şöyle der:
-Padişahım lütfen bu notu kuşağınıza koyunuz ve İstanbul'a girdikten sonra açıp okuyunuz
-Tamam, der padişah ve kayıkçıya:
-Hemen sahile çıkmasını söyler. Sahilde kendisini bekleyen askerleri yanına çağırır gösterdikleri yeri yıkmasını ister. Askerler hemen duvarda delik açarlar vePadişah açılan delikten falcıyla birlikte İstanbul'a girer. Falcıya alaylı bir yüzle bakarak kuşağındaki küçük notu çıkarır ve okur. Notta aynen şöyle yazmaktadır:
-Padişahım, yenikapınız hayırlı olsun! O günden sonra yıkılan surun olduğu yere bir kapı yapılır ve adına da Yenikapı denilir...
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 30 Haz 2007 11:57

LEYLA İLE MECNUN:


Mecnun, bir kabile reisinin dualar ve adaklarla dünyaya gelmiş olan Kays adlı oğludur. Okulda bir başka kabile reisinin kızı olan Leyla ile tanışır. Bu iki genç birbirlerine aşık olurlar. Okulda başlayıp gittikçe alevlenen bu macerayı Leyla'nın annesi öğrenir.
Kızının bu durumuna kızan annesi, kızına çıkışır ve bir daha okula göndermez. Kays okulda Leyla'yı göremeyince üzüntüsünden çılgına döner, başını alıp çöllere gider ve Mecnun diye anılmaya başlar. Mecnunun babası,oğlunu bu durumdan kurtarmak için Leyla'yı isterse de Mecnun (deli çılgın) oldu diye Leyla'yı vermezler. Leyla evden kaçarak Mecnunu çölde bulur.
Halbuki o çölde ahular, ceylanlar ve kuşlarla arkadaşlık etmektedir. Ve mecazi aşktan ilahi aşka yükselmiştir. Bu sabeple Leyla'yı tanımaz.
Babası Mecnu'nu iyleşmesi için Kabe'ye götürür. Dualarının kabul olduğu yerde Mecnun kendisindeki aşkı daha da artırması için Allahü Tealaya dua eder:

"Ya Rab bela-yı aşk ile kıl aşina beni
Bir dem bela-yı aşktan etme cüda beni."

Duası neticesi aşkı daha da çoğalır ve bütün vaktini çöllerde geçirmeye başlar.

Diğer tarafta ise Leyla da aşk ıstırabı içindedir. Bir zaman sonra ailesi Leyla'yı İbn-i Selam isimli zengin birine verir. Ancak Leyla kendisini bir perinin sevdiğini ve eğer kendisine dokunursa ikisininde mahvolacağını söylüyerek İbn-i Selam'ı vuslatından uzak tutmayı başarır.
Mecnun çölde Leyla'nın evlendiğini arkadaşı Zeyd den öğrenir ve çok üzülür.Sitem mektubu gönderir ve durumunu anlatır.Kendisini anlamadığından dolayı bir müddet sonra Mecnunun ahı tutarak İbn-i Selam ölür, Leyla babasının evine döner.Bir teredüten sonra herşeyi göze alarak, Mecnu'nu çölde aramaya başlar. Fakat mecnun dünyadan elini eteğini çekmiş ilahi aşk yüzünden Leyla'nın varlığını unutmuştur. Leyla çölde Mecnunu bulduğu halde Mecnunu tanımaz.
Leyla onun erdiğimni anlarsa da onsuz yaşayamaz. Hastalanır yataklara düşer,kısa zaman da ölür.Mecnun Leylanın ölüm haberini öğrenir,gelip mezarını kucaklar ve ağlayıp inler.Ve orada ölür.

Bir müddet sonra Mecnu'nun sadık arkadaşı Zeyd rüyasında Cennet bahçelerinde birbiriyle buluşmuş iki svgili görür, bunlar kimdir?diye sorulunca derler ki:

"Bunlar Mecnun ile onun vefalı sevgilisi Leyladır, Aşk yoluna girip temiz öldükleri, aşklarını dünya hevesleriyle kirletmedikleri için burada buluştular"
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 30 Haz 2007 12:28

ŞEHİTLER ÖLMEZ




Olay 1974 yılında yapılan Kıbrıs Harakatında yaşanmış. Savaş sırasında bir gün, bizim askerlerden birinin yanına başka bir Mehmetçik gelmiş. Biraz hoşbeşten sonra, ailesine ulaştırılması için ona bir mektup vermiş. Bizimki"Kardeşim savaştayız kimin ne olacağı belli değil ki belki sen gidersin de ben kalırım dese de diğer asker sürekli "Hayır sen gideceksin ben kalacağım" diyormuş. Sonunda başa çıkamayınca razı olmuş. Mektubu götüreceğine söz vermiş. Bir daha o askeri görmemiş. Bi süre sonra da olayı unutmuş.

Savaştan yıllar sonra, askerlikle ilgili eşyalarını karıştırırken bir anda eline o mektup geçmiş. Verdiği sözü tutmamış olmanın rahatsızlığıyla hemen mektubun üzerindeki adrese doğru yola çıkmış. Giderken de "Döndüyse kendisini görürüm, şehit olduysa ailesine başsağlığı dileyip mektubu veririm, diye aklından geçiriyormuş.

Sonunda evi bulup kapıyı çalmış. Kapıyı açan yaşlı teyzeye Kıbrısta birlikte savaştıkları oğullarından bir mektup getirdiğini kendisiyle görüşmek istediğini söylemiş. Kadın şaşkınlık içersinde adamı buyur edip kocasının yanına götürmüş. Yaşlı adam olayı dinledikten sonra "İyi de evladım bizim Kıbrısta savaşan bir oğlumuz yok ki" demiş ve ardından diğer odaya gitmiş ve elinde bir fotografla geri dönmüş. Resmi bizimkine gösterek"Sana mektubu veren bu muydu" diye sormuş. Bizimkinin gözleri parlamış:"Evet bu askerdi. Ama Kıbrısta savaşan oğlumuz yok demiştiniz "Anne çoktan gözyaşlarına boğulmuş bile. Baba ise başını sallayıp üzüntülü bir sesle:
-Evet bu oğlumuz..Ancak Kıbrıs'ta değil, yıllar önce Kore'de şehit oldu, demiş...
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 30 Haz 2007 13:09

KIZ KULESİ:



Kızkulesi ile ilgili ilk hikaye: Ovidius'un kaydettiği bir aşk hikayesidir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikaye, Hero'nu kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero Afrodit'in rahiplerindendir.ve aşka yasaklıdır.

Yıllar sonra Afrodit'in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır. Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros'un gece kulubye gelmesi ile aşklarını kutsallar.Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşıkına ve yasak sevişmelerine tanıklık eder. Leandros'un yüzerek kuleye geldiği fırtınalı bir günde Hero'nun yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesinden boğazın sularına bırakır. Kavuşmayan aşıklara atfen anlatılan bu hikayeden başka bir de: Kleopatra'nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılan hikayesi vardır. Kehanete göre kralın birine çok sevdiği kızı on sekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir. Bunun üzerine Kral denizin ortasındaki bu kuleyi oanararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığnı kanıtlarcasına kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan prensin tenine süzülerek zehirini boşaltır. Kral kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya'nın giriş kapısının üzerine yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmıyacağına dair hikayeler anlatılır.

En son anatılan hikaye Osmanlı dönemiyle ilgilidir. Battal gazinin askerleri Kızkulesine baskın yaparak saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru'nun kızını kaçırdığı ile ilgili hikayedir. Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar'dab atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen " Atı alan Üsküdar'ı geçti" lafı bu hikayeden gelir.
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 30 Haz 2007 13:51

AYNALI TEKE:




Hanife köyün en güzel kızlarındanmış öyle güzelmiş ki köyümüzde ondan güzel bir gelinlik kız daha çıktığına bugüne dek şahit olmamış..Aynalı demesinin sebebide kendide bilirmiş güzelliğini ve cebinde ayna taşırmış diğer kızlara nazire, erkeklerede cilve osun diye.. Her sabah kalkar kakmaz ocağına en taze dalları kesmeye gidermiş.Hanife dönüşte yükünü omuzundan bırakmış köy çeşmesinin başında yüzünü yıkar ve çıkartırmış aynasını seyredermiş kendisini... Köyün oğlanları Hanife yüzünden işten güçten kalırlarmış hep..Akşamları anaları kazarmış oğlanların.. Oğlanlar yanaşmaya korkarlarmış Hanife'ye yollarını gözlerelermiş.

İstiyeni çokmuş Hanife'nin hatta cıvar köylerden kasabalardan gelirlermiş. Babası her seferinde daha oğlak büyümedi dermiş hele büyüsün..Bunun manası kızımız gelinlik çağda değil anlamıma gelirmiş. hanife canı gibi baktığı oğlağını her sabah besledikten sora ne yapar ne eder bir güzel yıkarmış oğlağıda onun gibi güzel olsun diye..O da öyle alışmış ki nereye gitse arkasından bağrırmış..
Göze gelen nazara gelir elbette Hanife'de göze gelmiş bir gün cıvar köylerden bir zengin ağa göz koymuş köyün Hanifesine..Öyle sevdalanmış ki dünür üstüne dünür göndermiş evine,babası her seferinde oğlak küçüktür der. vazgeçmek nedir bilmeyen ağa sürekli rahatsız etmeye başlamış. ağanın üç karısı varmış.hanifenin babası kıyamazmış hep onu korurmuş...Hanifenin abileri tuturmuş verelim kardeşimizi bu ağaya diye,Hiç olmazsa ömür boyu zengin yaşayacaklar köyde..Hanife çok ağlamış kıyamamış babası ama ne etsin cümle akraba bu servet kaçmaz diye gözünü boyamış babasının..ve sözlemişler Hanife'yi bir gece.. Hanife ağlamış sızlamış ama nafile..

Düğün sabahı vardıklarında oğlağını kesmeye abileri işte o bıçağın boğaza uzandığı an herkezin önünde atlamış bıçağın önüne ortalık kan gülüne dönmüş. O an Hanife oracıkta can vermiş tüm köyü saran o bağırtılar arasında kaçmış gitmiş Hanifenin oğlağı..O Hanifenin elleriyle beslediği oğlak yaşar olmuş kimse dokunamamış bu olaydan sonra.. Herkes korkmuş bu sonradan yaban olanla çevresine kattığı dağ keşileriyle yaşar olmuş Aynalı.. Evet Aynalı demiş on abizim buranın insanı dağa sorulur olmuş Aynalı..

Hanife'nin ve Aynalının hikayesi dert olmuş anaların babaların yüreğine çünkü ne zaman kız evlendirmeye kalsalar kızlar korkutmuş anaları babaları..Verirseniz beni o adama atarım kendimi bıcağın önüne diye..
Ağa aylarca dağ tepe aramış Aynalıyı bulmuş ve vurmuş sürüden başkalarını ama hep kaçmış aynalı..Ama bir gün gelmiş karşı karşıya gelmişler ağayla Aynalı, ağa bastıkça çiftedeki kurşunları Aynalı bir o taşa sekmiş bir bu taşa ve ağanın kurşunu kalmayınca vurmuş boynuzlarını ağanın üstüne.. İşte o gün Ağanın cesedini getirip atmışlar köy meydanına ormancılar ve şöyle demişler bir sürü teke ölüsü vardı civarda ama Aynalı yine o dağın başında tek başına dikilip duruyordu...

O günden beri Aynalı efsane olmuş etrafındaki tekelerin periler olduğuna inanılır koruduğunu düşünürler Aynalıyı..Aynalı hala yaşar görenler olur arada sırada..Bir tekenin kaç yıl ömrü vardır bilinmez ama Aynalı'yı görmek istiyenler çıkarlarsa dağın başına göreceklerdir her daim...
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Evin » 30 Haz 2007 14:13

güzel, emeğine sağık maket :gul:
Kullanıcı avatarı
Evin
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 4481
Yaş: 32
Kayıt: 29 Ara 2004 21:02
Konum: Antalya
Teşekkür edildi: 0
Teşekkür alındı: 3 kere forum 3 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 30 Haz 2007 14:37

Teşekkürler Ebru

15-20 arasında efsane konuları var onları devam edeceğim..
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 30 Haz 2007 18:27

BELKIS EFSANESİ:




Aspendos adıyla da bilinen Belkıs harabelerinin Anadolu efsaneleri arasında ilginç bir öyküsü bulunuyor. Antonius Pius (138-164 ) tarihleri arasında inşa edilen tiyatro kadar kentin su ihtiyacını karşılayan kemerlerin de öyküsü halk arasında dilden dile dolaşıyor. Romalılar döneminde kent idaresinin başında bulunan valinin dillere destan güzellikte bir kızı varmış. Kentin iki ünlü mimarıda aynı kıza aşıkmış. Vali ise kızını hangisiyle evlendireceğine karar vermekle güçlük çekerken damat adayını seçmek için bir yol bulmuş. Mimarları çağırıp teklifini iletmiş. "Hanginiz kent için yararlı güel bir eser ortaya koyarsa kızımla o evlenecektir." buyurmuş. Mimarlar yoğun çalışma dönemi sonrasında eserlerini sunmuşlar. Mimarlardan biri Belkıs'a su yollarını, kemerleri inşa edip kentin su ihtiyacını giderirken, diğeri görkemli Aspendos tiyatrosunu tamamlamış, Her iki muhteşem eser karşısında zor durumda kalan güzel kızın babası hükümdar, bu defa kızını hangisinin daha çok sevdiğini anlamak için başka yolu denemiş." Her ikiniz çok yararlı eserler yarattınız bu nedenle sözümü tutmak için kızımı ikiye bölüp, bir yarısını birinize diğer yarısını diğerinize verip evlendireceğim." Mimarlardan biri kızın ortadan bölünmesine kıyamıyarak ben vazgeçtim kızınızı rakibime verin yeter ki o ölmesin demiş. Baba da kızının ortadan bölünmesine razı gelmeyecek kadar çok seven mimarın o olduğuna inanıp kızını vermiş. Diğer inanışa göre vali kızını ikiye bölmüştür. Bu sabaple aspendosun halk arasında adı belkıstır. Tiyatro ve su kemerleri hala sağlam ve ayaktadır. Aspendos tiyatrosunda yarım bir kız heykeli bulunmaktadır.
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 30 Haz 2007 18:41

YAŞANMIŞ BİR OLAY:


Çinde, kızın biri bir gün yeni aldığı bisikletiyle okula geliyor ve okulun bahçesinde bisiklet parkına henüz kilit almadığı halde öylece bırakıyor...Derslerinin bitiminde okul çıkışı bisikletinin yerinde olmadığını görüyor ve çok sinirleniyor...
Ertesi gün sabah okula geldiğinde bisikletinin üzerinde bir notla bir gün önce bıraktığı yerde buluyor. Üzerindeki notta:" Çok özür dilerim ama bisikletine çok ihtiyacım vardı aldıktan sonra 2 saat sonra geri getirdim ama sanırım çıkışına yetişemedim çok üzgünüm anlayışın için teşekkürler"
Kız doğruca bir bisikletçiye gidiyor ve 5 tane kilit alarak okula dönüyor. bisikleti iyice kilitleyip 5 farklı anahtarla derse giriyor ve olayı arkadaşlarına anlatıyor..
Ders bitimi okul çıkışında 5 kilit taktığını anlattığı arkadaşlarıyla beraber bisikletini almaya gittiğinde şok oluyor..
Bisikletin üzerinde 10 kilit ve bir not var..éEğer acil ihtiyacım olduğu halde ben kullanamıyacaksam sen hiç kullanamıyacaksın"..
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Sonraki


Benzer Başlıklar

İlginç Bilg. Hataları
Forum: Komik Resimler & Karikatürler
Yazar: Ozhan Sozer
Cevaplar: 4
İşte ilginç sorular ve bilimsel cevapları
Forum: Bilim - Teknik - Elektronik Aletler
Yazar: AnGeL of DeAtH
Cevaplar: 3
İlginç Kareler
Forum: Resimler Bölümü
Yazar: ZeNcX
Cevaplar: 6
İlginç
Forum: Resimler Bölümü
Yazar: Maket
Cevaplar: 2

Dön Efsaneler ve Hikayeler

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron