Zaman: 25 Tem 2014 0:46

Yılmaz ÖZDİL köşe yazıları

  
Haber niteliği taşıyan her türlü bilgiyi buraya yazarak tartışabilirsiniz.

Moderatörler: serdaris, SüperMod

Forum kuralları
Mesaj Panosu Kullanım Kuralları.

Sayın üyelerimiz,
Son zamanlarda ülkemizde ve dünyamızda gelişen olayların her habere bir başlık olacak şekilde paylaşımı nedeniyle takibi zorlaşmakta ve yorumsuz başlıklarla aşırı mesaj kirliliği olduğu tespit edilmiştir., paylaşmak istediğiniz Yeni ve çok önemli bir olayın içeren haber konuları dışındaki haberleri ilgili sabit başlığa devam ediniz.

Re: Yılmaz ÖZDİL köşe yazıları

Mesajgönderen serdaris » 05 May 2012 8:40

Yılmaz ÖZDİL'in 05.05.2012 tarihli yazısıdır :


Cumhuriyet Halt Partisi

Süt rezaleti nedeniyle hükümetin zor durumda kaldığını gören ana muhalefet partisi, derhal, en medyatik genel başkan yardımcısını istifa ettirerek, gündemi değiştirme kararı aldı sayın seyirciler...

Ancak, kendi içinde tam vaktinde kaos çıkarmasına rağmen, köşeye sıkışan hükümeti yeteri kadar rahatlatamadığını fark eden ana muhalefet partisi, genel sekreterin de derhal görevden alındığını, süt işi uzarsa, parti yönetiminin toptan bırakacağını duyurdu sayın seyirciler...

Yalaka gaztecilerin bile süt skandalının peşini bırakmadığını, bakanlarımızı terlettiklerini anlayan ana muhalefet partisi, telaşa kapıldı, “boşverin sütü mütü, bizim genel başkan istifa ediyor, koşunnn” diyerek, gaztecilere cepten mesaj gönderdi sayın seyirciler...

Hükümetin kabaran sütü, üflene üflene söndürülürken, maalesef, kredi notumuz söndürüldü, enflasyon kabardı. Derhal devreye giren ana muhalefet partisinin hizipleri, sütün psikolojisini aslında ana muhalefet partisinin bozduğunu açıkladı. Ana muhalefet partisinin bi mebusu ise, son kullanım tarihi geçmiş sütleri Mustafa Kemal’in emriyle İsmet İnönü’nün kutuladığını söyledi sayın seyirciler...

Hükümetimiz 53 kuruştan içirirken, ana muhalefet partisine mensup İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin aynı sütü 37 kuruştan içirdiğinin ortaya çıkması üzerine, derhal hukuki mücadele başlatan ana muhalefet partisi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu ve haksız rekabet soruşturmasının selameti için parti üyeliğini askıya aldı sayın seyirciler...

Flaş... Flaş... Flaş...

Senelerdir ana muhalefet partisinin genel merkez binasında yaşayan kedi Şero, süt zehirlenmesi nedeniyle hastaneye kaldırıldı! Patisinde serumla süt dökmüş kedi gibi canlı yayına katılan Şero, “abi bunlardan hayır yok, bari gideyim de hükümetin avanta sütünü kapayım dedim, başıma bunlar geldi, galiba siyaseti bırakıcam” dedi sayın seyirciler...
ATAM...
DÜNYA DÜŞSE PEŞİMİZE,
YER YARILSA YERİNDEN,
NE SENDEN VAZ GEÇERİZ,
NE SENİN ESERİNDEN...
Kullanıcı avatarı
serdaris
Yönetici
Yönetici
 
Mesajlar: 15278
Resimler: 23
Yaş: 49
Kayıt: 27 Kas 2002 9:14
Konum: İstanbul
Teşekkür edildi: 406
Teşekkür alındı: 182 kere forum 155 Mesajlar

Re: Yılmaz ÖZDİL köşe yazıları

Mesajgönderen serdaris » 06 May 2012 8:05

Yılmaz ÖZDİL'in 06.05.2012 tarihli yazısıdır :


Kozmik nikâh azzz sonra...

Gazeteyi açtım...

Manşet.

Poyrazköy sanıklarından binbaşıyla koramiralin avukatı, duruşma sırasında mahkeme başkanından söz istemiş, “müsaadenizle televizyon muhabirine evlilik teklif ediyorum” demiş, mahkeme başkanı “talebiniz kabul edilmiştir” deyince, televizyon muhabiri “sertifikalı tektaş alırsa, evet diyorum” demiş, sanıklar alkışlamış, genç çifti tebrik etmişler filan.

Ben de tebrik ediyorum.

Çünkü...
Damadı internet sitelerindeki ufak tefek haberlerden tanıyorum, müthiş açıklamalar yapıyor, sahte deliller, çakma belgeler, yalancı şahitler, normalde ortalığın ayağa kalkması lazım, o kadar enteresan “söz”ler söylüyor... Bırak manşeti, birinci sayfaya girdiğini bile görmedim.

“Söz”lendi...
Ana Haber’de yayınladılar.

E hâlâ, vay efendim sansür varmış da, tutuklu subayların sesini kimse duyurmuyormuş, haber yapılmıyormuş falan deniyor... Siz ne biçim kurmaysınız kardeşim, kafayı çalıştırın biraz.

Kına gecesi mesela...
Ergenekon duruşmasında.
Yaptınız da, duyurmadık mı?

Balyoz’da nişan.
Silivri’de düğün.
Hasdal’da bekârlığa veda partisi.
Maltepe’de takı merasimi.
(Genelkurmay’dan bilezik.
Hükümet’ten kol saati.)
Sincan’da imam nikâhı gari.

Ya da ne bileyim...
Orgeneralin aşk mektupları.
Yazdınız da, yazmadık mı?

NOT:
İster misin, Genelkurmay bi açıklama daha patlatsın şimdi... Ata’sına
bağlı Türk Silahlı Kuvvetleri, tahriklere gelmez, bilezik takmaz, vesaire...
ATAM...
DÜNYA DÜŞSE PEŞİMİZE,
YER YARILSA YERİNDEN,
NE SENDEN VAZ GEÇERİZ,
NE SENİN ESERİNDEN...
Kullanıcı avatarı
serdaris
Yönetici
Yönetici
 
Mesajlar: 15278
Resimler: 23
Yaş: 49
Kayıt: 27 Kas 2002 9:14
Konum: İstanbul
Teşekkür edildi: 406
Teşekkür alındı: 182 kere forum 155 Mesajlar

Re: Yılmaz ÖZDİL köşe yazıları

Mesajgönderen serdaris » 08 May 2012 8:01

Yılmaz ÖZDİL'in 08.05.2012 tarihli yazısıdır :



Grafikir

Yazarak anlaşılmıyor...

Çizerek anlatayım.

Resim

Google, malum, internet arama motoru... “Google trends” diye şahane bi istatistik hizmeti var. Aradığın kelimeyi yazıyorsun, tıklıyorsun, yıllar içindeki aranma sayısını şak diye gösteriyor.

Anahtar kelimemiz: Şike.

Hadi lütfen, geçiverin bilgisayarın başına, önce google’a, sonra google trends’e girin, şike yazıp, sorgulayın.

2004, 2005, 2006, tık yok.
2007, 2008, 2009, 2010...
Hatta, 2011’in başı, tık yok.
2011’in ortasına kadar hiç kimse “şike” kelimesini merak bile etmemiş.
2011 Temmuz?
Uçmuş!

3 Temmuz’da şike operasyonu başlatılınca... O güne kadar şike kavramını merak bile etmeyen ahalimiz, adeta saldırmış, haldır haldır “şike”yi aramış.

Ağustos?
Çakılmış.
Eylül, Ekim, Kasım, kimse aramamış.
Aralık’a gelince...
İddianame açıklandı, biraz kıpırdanmış.
Kıpırdanmış ama...
İddianamenin merak edilme oranı, şike’ye kıyasla 10 kat azalmış.
Takip eden aylarda, iyice yerlerde.

Yani?
Yani’si şu...
Karakteristik olarak, herhangi bir kavramı, rezalete dönüşmeden önce asla merak etmiyoruz. Rezalet patladığında, çılgınca merak ediyoruz. Az biraz zaman geçince, gene merak etmiyoruz.

Füze gibi merak ediyoruz...
Paraşütsüz unutuyoruz!

Devlet büyüklerimizin, yetkililerimizin... Skandal meseleleri anında çözmektense, zamana yaymasının, ha bugün ha yarın diye sürüncemeye bırakmasının sebebi bu.

Çünkü, zamana yayınca, alışılıyor.
Etkisini kaybediyor.
Unutuluyor.
Sorun, sorun olmaktan çıkıyor.

Hani, n’olacak bu şike meselesinin hali diyorsunuz ya... İşte hali’mizin grafiği bu.

Üniversite sınavındaki şike meselesi için “mod medyan” yazın, sağlamasını yapın!
ATAM...
DÜNYA DÜŞSE PEŞİMİZE,
YER YARILSA YERİNDEN,
NE SENDEN VAZ GEÇERİZ,
NE SENİN ESERİNDEN...
Kullanıcı avatarı
serdaris
Yönetici
Yönetici
 
Mesajlar: 15278
Resimler: 23
Yaş: 49
Kayıt: 27 Kas 2002 9:14
Konum: İstanbul
Teşekkür edildi: 406
Teşekkür alındı: 182 kere forum 155 Mesajlar

Re: Yılmaz ÖZDİL köşe yazıları

Mesajgönderen serdaris » 09 May 2012 8:01

Yılmaz ÖZDİL'in 09.05.2012 tarihli yazısıdır :



President

Geçenlerde yemekteyim.
Sağımda cemiyet başkanı oturuyor, solumda belediye başkanı, tam karşımda yönetim kurulu başkanı, onun iki tarafında kadın kolları başkanı’yla üniversiteden anabilim dalı başkanı... Masada “başkan” olmayan bi ben vardım, ki, cep telefonum çaldı, arayan kulüp başkanı!
*
“Başkanım merhaba, başkanlarlayım” dedim, “hangileri?” diye bile sormadı, “başkanlara saygılar” dedi, ki, masadaki başkanlar da “kim o?” diye merak etmeden, “başkana selamlar” dedi.
*
Bu memlekette...
7 milyon kişi başkan.
Elini sallasan...
Başkan’a çarpıyor.
*
Genel başkan.
Eşbaşkan.
Asbaşkan.
Onursal başkan.
*
Daire başkanı var.
Oda başkanı var.
Divan başkanı var.
(Her eve lazım.)
*
Sendika başkanı, vakıf başkanı, birlik başkanı, borsa başkanı, dernek başkanı, kooperatif başkanı, konsey başkanı, teşkilat başkanı, kurul başkanı, kurum başkanı, grup başkanı, heyet başkanı, üüüff, sıkıldım, dönem başkanı, mahkeme başkanı, kurmay başkanı, federasyon başkanı, konfederasyon başkanı, kürsü başkanı, bölüm başkanı, meclis başkanı, komisyon başkanı, sandık başkanı, ilçe başkanı... 3 gün bile başkanlık yapsa, ömrünün sonuna kadar “başkan” sıfatını kullanan eski başkan’ları ve başkan vekillerini ilave et, 3 kişiden 1’i başkan.
*
Siyasete gelince...
*
“Beyefendiye sordum, gerisi laf-ı güzaf” diyen milletvekili de var, “Başbakan’ın konuştuğu yerde bizim konuşmamız olur mu, o ne derse o” diyen bakan da var, “Başbakan uçurumdan atlarsa, biz de atlarız, Türk töresinde böyledir” diyen bakan da...
Ve hatta, 23 Nisan’da koltuğuna oturttuğu çocuğa “ister asar, ister kesersin” diye nasihat eden başbakan da.
*
Dolayısıyla...
Başkanlık sistemi getirmek için ekstra çabaya gerek yok. “Başkancı sistem” var zaten.
ATAM...
DÜNYA DÜŞSE PEŞİMİZE,
YER YARILSA YERİNDEN,
NE SENDEN VAZ GEÇERİZ,
NE SENİN ESERİNDEN...
Kullanıcı avatarı
serdaris
Yönetici
Yönetici
 
Mesajlar: 15278
Resimler: 23
Yaş: 49
Kayıt: 27 Kas 2002 9:14
Konum: İstanbul
Teşekkür edildi: 406
Teşekkür alındı: 182 kere forum 155 Mesajlar

Re: Yılmaz ÖZDİL köşe yazıları

Mesajgönderen serdaris » 10 May 2012 8:16

Yılmaz ÖZDİL'in 10.05.2012 tarihli yazısıdır :



Tebrik ederim paşarılar dilerim

Rezil
Ahlaksız
Vatan haini
Kalleş
Tecavüzcü
Salak
Pespaye
Kepaze
* * *
Tiksiniyorum.
* * *
İğrenç, katil, cani, suç şebekesi, ahmak, kafatasçı, namussuz, millet düşmanı, vicdansız, zalim, lekeli, utanmaz, ikiyüzlü, onursuz, çürümüş, sefil, palavracı, köle tüccarı, çarpık, yamuk, sakat, kanunsuz, zihinleri travmatik, lanetli, haddini bilmez, terbiyesiz, din sömürücüsü, beyinsiz, korkak, yüreksiz, kendilerini padişah sanıyorlar, mezhep kışkırtıcısı, iftiracı, komik, kaypak, kirli dolaplar çeviren kafa, pişkin, suratsız, suçlu, bunlar orada oturduğu sürece rahat uyuyamayız, sahtekar, mafya, çete, kirli tertip, şaşı, kör, bombadan tehlikeli, gırtlağına kadar çamura batmış tipler,
iyi ki bunlarla savaşa girmemişiz.
* * *
Dinsiz.
* * *
Kalender Orduevi’nin bahçesinde yemek yiyenleri izledim. Çok tuhaftı. Hepsinin yüzünde sert, snob, hizaya sokmaya hazır ifade vardı. Kaş kavisleri, dudak çizgileri, hep o üstten, ayrıcalıklı, kıymeti, kudreti, kerameti kendinden menkul hali vurguluyordu. Sanki vazife başındaydılar, hazıroldaydılar. Hemen diplerinden denize atlayan gençlerden de, kaldırımda sevgilisiyle el ele yürüyen pardösülü kızdan da tiksiniyorlardı herhalde... Olsa bir sopa ellerinde, hepsini nasıl da hizaya sokarlardı. O ifadeler, masum değil. Orduevi misafirleri, akrabası bulunanlar bile yukarda görüyor kendini bizden ha? Vay be!
* * *
Utanılan meslek.
* * *
Türkiye bağırsaklarını temizliyor, Onuncu Yıl Marşı’ndan nefret ediyorum, Patagonya ordusunun zavallı generalleri, Yunan ordusu gibi, Sırp katillerinden farksız, Allah’ın evini bombalayacaklar, millete ateş açacaklar, lağvedilsin, muz cumhuriyeti paşası.
* * *
Yazdılar...
Paşa rahatsız olmadı.
* * *
Türk basınının onuru, değerli büyüğüm Bekir Coşkun’dan rahatsız oldu paşa.
Tahrik oldu.
* * *
NOT:
İzmir Emniyet Müdürlüğü’nde eğitildi. Rottweiller cinsiydi. 150 testten geçti, narkotikte uzmanlaştı, 20 haftalık kursu birincilikle bitirdi, polis teşkilatına katıldı. Gümrüklerde görev yaptı, Diyarbakır’da en tecrübeli polisler bile şüphelenmezken, bulaşık makinesi içine zulalanan kokaini yakalayarak efsaneleşti, Adana’da 75 kilo eroini enseledi.

Geçen ay...
Samsun’da Türk Polis Teşkilatı’nın 167’nci kuruluş yıldönümü vesilesiyle, zihinsel engelli çocuklarımız için gösteri yapıldı, en büyük alkışı o aldı. Adı ne? Paşa.
ATAM...
DÜNYA DÜŞSE PEŞİMİZE,
YER YARILSA YERİNDEN,
NE SENDEN VAZ GEÇERİZ,
NE SENİN ESERİNDEN...
Kullanıcı avatarı
serdaris
Yönetici
Yönetici
 
Mesajlar: 15278
Resimler: 23
Yaş: 49
Kayıt: 27 Kas 2002 9:14
Konum: İstanbul
Teşekkür edildi: 406
Teşekkür alındı: 182 kere forum 155 Mesajlar

Re: Yılmaz ÖZDİL köşe yazıları

Mesajgönderen serdaris » 11 May 2012 7:58

Yılmaz ÖZDİL'in 11.05.2012 tarihli yazısıdır :


Çamurda pırlanta

Perihan Abla’nın çekildiği muhitte doğdu, Kuzguncuk’ta. 10 yaşında futbola başladı, Kartalspor’da.

Forvet oynamayı, çalım atmayı seviyor, stili Şeytan Rıdvan’a benzediği için, Rado lakabıyla tanınıyordu. Minikler liginde İstanbul şampiyonu oldu, Fenerbahçe’yi yendiler, golü o attı. Düştü bi gün, kolu kırıldı, iyileşip döndüğünde antrenörü defansa koydu, morali bozuldu, çıkardı futbolcu formasını, babası gibi, hakem gömleği giydi. 17 yaşında.

Reşit bile değildi. Gençleştirme projesi kapsamında, ailesinin izniyle, ilklerden biriydi. Asistan hocası, babasıydı. Birinci hocası ise doktor-hakem Ahmet Çakar’ın, doktor-hakem babası Mustafa Çakar’dı. Bu arada, Kocaeli Üniversitesi’ni kazandı, işletme diploması aldı.

Annesi, Vildan Hanım... “Evdeki yan hakem” desek, yanlış olmaz. 90’larda, Kuşadası’ndaki seminerde, hakem eşlerine verilen kursa katıldı. Her hafta maç, sürekli kamp, devamlı futbol muhabbeti, nasıl katlanılır? Fedakârlığın psikolojisi... Bunların eğitimini aldı. Senelerce eşinin ve oğlunun bavulunu hazırladı, en sıkkın anında bile, güler yüzle uğurladı, güler yüzle karşıladı. Hayatı mecburen futbol olduğu için, FIFA kokartlılar kadar oyun kurallarına hâkim.

Eşi, Gamze... 7 senedir evliler ama, yazlıktan, çocukluk aşkı, 16 yaşından beri, el ele büyüdüler. Bandırmalı, üniversiteyi kazanıp, İstanbul’a geldi, işletmeci. Maç biter bitmez aradığı, ilk kişi. Eve döner dönmez, oturup, yönettiği maçı seyrederler. Asla, eşinin düdük çaldığı maça gitmez. Çünkü, küfür... Maalesef, bu memlekette, hakemlerin “insan” olduğu unutulduğu gibi, hakem eşlerinin de “insan” olduğu hatırlanmaz. Halbuki, bugün ulaştığı zirveyi Gamze’ye borçluyuz. Ne bayramları var, ne tatilleri, sadece özveri var. Henüz çocukları yok.

Kız kardeşi, Fatma... Galatasaray Üniversitesi mezunu, Yeditepe Üniversitesi’nde reklam üzerine yüksek lisans yapıyor. Maçlardan önce ve sonra, mutlaka, kız kardeşinin fikrini sorar, özellikle, hakem-futbolcu diyalogları hakkındaki gözlemlerine çok önem verir.

Sigorta acentesi var. Maç, kamp, idman, seyahat, seminer, vakti yok. İşi, ortağının üstüne yıkmış vaziyette... Üstelik, kendisiyle beraber, ortağının da ekmeğiyle oynuyor, para kazanmasını engelliyor! Çünkü, herhangi bir kulüple alakası olan müşteriyi kabul etmiyor, kusura bakmayın, başka acenteye gidin diyor. Adam gibi adam olunca, işte böyle oluyor.

Evinde ve işyerinde kayıt cihazı var, Avrupa’daki tüm maçları kaydediyor, her gün en az iki maç seyrediyor, kararları örnekliyor, ekibine seyrettiriyor. Çocukluk tutkusu bu... Tek kanallı TRT döneminde, babasının yönettiği maçları videoyla, beta kasete kaydeder, o zamanlar cep telefonu yok, babası soyunma odasına iner inmez, stadı arar, kararları doğru verip vermediği konusunda yorum yapardı. Hatta, babasının arkadaşı öbür hakemler, bu özelliğini bildikleri için, mutlaka kaydetmiştir diye düşünerek, maç biter bitmez, onu arayıp, pozisyonları sorarlardı. 80’lerden günümüze kadar, tüm spor programlarının arşivi var evinde.

Ortaokul ve lisedeyken, İngilizce derslerine beden eğitimi öğretmenleri girmişti! Buna rağmen, iyi derecede İngilizce biliyor. Çabaladı çünkü... İngiltere’ye dil eğitimine gitti.

Fit... Boğazına dikkat ediyor.
Olimpiyata katılacak atlet gibi çalışıyor. Saat gibi. Gece hayatı yok. Yazıyı bitirince internete girin lütfen, maçlardan başka fotoğrafını bulamazsınız. Sinema seviyor, tiyatroya gidiyor, sadece eşi ve yakın arkadaşlarıyla...

Özel hayatını, özel yaşıyor.

Rock müzik dinliyor. Favorileri, Amerikalı heavy metal grubu Manowar’la, İrlandalı alternatif rock grubu The Cranberries... Soyunma odasında hazırlanırken bile, kulaklığında.

Her akşam bir-iki saatini kitap okumaya ayırıyor. Yaşar Kemal ve Hikmet Temel Akarsu’yu beğeniyor. Ancak, kelimenin tam manasıyla, Stephan King hayranı.

Gerilim-korku yani.
Derbi gibi!
Tam onun kalemi.

Evet, Cüneyt Çakır o.
Tarihi günün hakemi.

Tel tel dökülen Türk futbolunu, Avrupa Şampiyonası’nda, Dünya Kupası’nda temsil edecek olan... Haçlı zihniyeti var, lobimiz yok palavralarını yırtıp atan... Henüz sadece 35 yaşındayken, mesleğe yeni başlayan gençlere, demek ki başarabilirmişiz diye rol model olan... Başkası olsa, havasından geçilmezken, sakin, saygılı, düzgün kalmayı başaran... En başta, babası Serdar Çakır, Türkiye’yi onurlandıran hakem.

a’dan z’ye çamura bulanmış sahalarımızda, pırıl pırıl bi o kaldı...
Hayırlısıyla onu da yarın linç ettik miydi kardeşim, sen sağ ben selamet!
ATAM...
DÜNYA DÜŞSE PEŞİMİZE,
YER YARILSA YERİNDEN,
NE SENDEN VAZ GEÇERİZ,
NE SENİN ESERİNDEN...
Kullanıcı avatarı
serdaris
Yönetici
Yönetici
 
Mesajlar: 15278
Resimler: 23
Yaş: 49
Kayıt: 27 Kas 2002 9:14
Konum: İstanbul
Teşekkür edildi: 406
Teşekkür alındı: 182 kere forum 155 Mesajlar

Re: Yılmaz ÖZDİL köşe yazıları

Mesajgönderen serdaris » 12 May 2012 7:55

Yılmaz ÖZDİL'in 12.05.2012 tarihli yazısıdır :


Kupa

Kupa’yı kim kaldıracak...
Fenerbahçe mi?
Galatasaray mı?
Aman diim...
Başkası kaldırmasın!

Çünkü... İlk Dünya Kupası’nı Fransız heykeltıraş Abel Lafleur yapmıştı. Louvre Müzesi’nde sergilenen Kanatlı Zafer heykelinden esinlenmişti. Mitolojideki tanrıça Nike’ı simgeliyordu. 35 santim boy, 3.8 kilo, altın kaplama, gümüştü.

1938’e kadar kazasız belasız geldi. Fransa’da yapılan ve İtalya’nın kazandığı Dünya Kupası’ndan sonra ikinci dünya savaşı patladı, İtalya Futbol Federasyonu Başkanı Ottorino Barassi, kupayı bi ayakkabı kutusuna koydu, savaş bitene kadar yatağının altında sakladı.

1966’da, o yılki ev sahibi İngiltere’ye getirildi, Londra’da sergileniyordu. Bi sabah baktılar ki, yok... Kupa kaldırılmış, araklanmıştı! Kamuoyuna açıklanmadı.

Hesapta, dünyanın haberi olmadan belki buluruz diye umuyorlardı. Gel gör ki, kupa’yı çalanlar yakalanmadan, İngiltere Futbol Federasyonu enselendi. Belki bulamayız diye, çaktırmadan, ünlü gümüşçü George Bird’e gitmişler, araklanan kupanın çakması’nı sipariş etmişlerdi. Haber basına sızdı, manşet!

Scotland Yard’a ihbar yağarken, Futbol Federasyonu Başkanı’na telefon geldi. Arayan kişi “Chelsea kulübüne paket gelecek, polise duyurma, paketteki talimatları takip et” dedi, kapattı.

Ertesi gün, hakikaten geldi o paket... Açtılar. Kupa’dan koparılmış bi parça ve not vardı. Adres veriliyor, 15 bin sterlin isteniyordu. Sivil polisler buluşma yerine gitti, şapşal fidyeci geldi, paketlendi... Ancak, kupa yoktu. Sorgulandı, isminin Edward Betchley olduğu, eski asker olduğu, maşa olduğu anlaşıldı. Bu işi yapması için, hiç tanımadığı “Direk” lakaplı birinden 500 sterlin aldığını, kim ve nerede olduğunu bilmediğini söyledi. Esrarengiz Direk arandı, bulunamadı.

Ne halt edeceğiz diye kara kara düşünürlerken... “Turşu” isimli köpek, park halindeki bi otomobilin yanında zınk diye durdu, tekerleğin arkasındaki paketi ısırarak çekti, sahibi gelene kadar havladı. Sahibi paketi açtı, bingo! Ayağında terliklerle karakola koştu, “Turşu kupa’yı bulduuuu” diye bağırdı.

5 yaşında, kırma, Turşu, dünyanın sevgilisi oldu. Gazeteler posterini verdi. Filmlerde, dizilerde oynadı. Tişörtleri yapıldı. Sahibi menajer bile tuttu, köşeyi döndü, ödül parasıyla Londra’da ev aldı.

Maalesef, nazar değdi... Bir sene sonra, kedi kovalarken tasması ağaca dolandı, boğularak öldü. Ödül parasıyla alınan evin arka bahçesine gömüldü.

Şapşal fidyeci, iki sene yattı, çıktı, kadere bakın ki, bir sene sonra o da öldü.

Çakma Kupa ne oldu? Orijinali aranırken yaptırılan çakma kupa, henüz parası ödenmemiş olduğu için, gümüşçü Bird’ün elinde kaldı. Açık artırmayla satışa çıkardı. FIFA tarafından 254 bin sterline satın alındı. Şu anda, İngiltere’de Ulusal Futbol Müzesi’nde sergileniyor.

Turşu’nun bulduğu orijinal kupa ne oldu? 1970’de kupa’yı üçüncü kez kazanan Brezilya’ya verildi. Kural gereği, üç kez kazanan, ebediyen sahip oluyordu.

Orijinali Brezilya’ya verilince, mecbur, yeni bi kupa yaptırmak gerekiyordu. FIFA yarışma açtı. 7 ülkeden 53 aday katıldı. İtalyan heykeltıraş Silvio Gazzaniga’nın tasarımı kazandı.

Silvio, zafer tanrıçasını boşverdi, komple değiştirdi, dünyayı taşıyan iki sporcu figürü kullandı. 36.8 santim boy, som altından, 6 kilo 175 gram.

Hadise tatlıya bağlanmıştı ki... 1983, Turşu’nun bulduğu kupa gene araklandı!

Brezilya Futbol Federasyonu’ndan buhar oldu. Güya, kurşun geçirmez cam içindeydi ama, önü kurşun geçirmez, arkası tahtaydı. Levye yetmişti.

Asla bulunamadı... Brezilya madara olmuştu. İngiliz taktiğine başvurdular, 1 kilo 800 gram altın kullanarak, orijinal’in çakması’nı yaptılar. Orijinali araklattık, çakma’yı araklatmayalım diye, Brezilya Devlet Başkanı’na teslim ettiler, hâlâ, şimdilik, başkanlık binasında duruyor.

Ve, şimdi sıkı durun... Araklamalardan ağzı yanan FIFA, Silvio’nun yaptığı ve 1974’ten beri kullanılan şu anki kupa’nın da çakması’nı yaptırdı!

Silvio’nun heykeli finallere getiriliyor, kazanan kaldırıyor, FIFA merkezine geri götürülüyor, kazanan ülkeye 4 sene sergilesin diye çakması bırakılıyor!

Özetle, ilk orijinal ikinci kez kayıp. Bir çakma İngiltere, bir çakma Brezilya’da. İkinci orijinal İsviçre’de, ikinci orijinalin çakması son şampiyon İspanya’da.

Peki, ya bizim kupa...
Bugün verilecek olan?

60 santim boyunda, kulplar dahil 42 santim çapında, 8 kilo, 925 ayar gümüş.
Enver Aktürk tarafından üretildi.
1.5 ayda.
8 kişinin el emeği, göz nuru var.
Sipariş verilirken, boy, çap, ağırlık gibi şartname yok. Hepsi ustanın takdiri.

Enver Aktürk, 50 yaşında, çıraklıktan patronluğa 35 senedir Kapalıçarşı’da kuyumculuk yapıyor. Sadece Süperlig’in değil, basketbol, voleybol, atletizm, yüzme, at yarışı, aklınıza hangi spor branşı gelirse, kupalarını hazırlıyor. Holdinglere, üniversitelere plaket yapıyor. Antalya Altın Portakal’ı da onun elinden çıkıyor, Nasreddin Hoca Şenlikleri’nin ödülleri de.

Enver usta... Fenerbahçeli.

3 oğlu, 1 kızı var, hepsi Fenerli.
Yenge? Beşiktaşlı.

Kupa çalınırsa? Henüz böyle bi skandal yaşanmadı ama, “İsteyene yedeğini yaparım” diyor.

Ve, öyle bi skandal yaşanmadı ama, en az onun kadar büyük bir skandal yaşanmak üzere... Çünkü, tarihi kupayı yapan Enver Aktürk, maça gidemiyor.
Bilet bulamadı!

En başta Aziz Yıldırım, sonra Ali Koç’a sesleniyorum... Fatih Terim’in yedek kulübesi meselesi halledildiğine göre, locada bi kişilik yer vardır mutlaka.
ATAM...
DÜNYA DÜŞSE PEŞİMİZE,
YER YARILSA YERİNDEN,
NE SENDEN VAZ GEÇERİZ,
NE SENİN ESERİNDEN...
Kullanıcı avatarı
serdaris
Yönetici
Yönetici
 
Mesajlar: 15278
Resimler: 23
Yaş: 49
Kayıt: 27 Kas 2002 9:14
Konum: İstanbul
Teşekkür edildi: 406
Teşekkür alındı: 182 kere forum 155 Mesajlar

Re: Yılmaz ÖZDİL köşe yazıları

Mesajgönderen serdaris » 13 May 2012 8:01

Yılmaz ÖZDİL'in 13.05.2012 tarihli yazısıdır :


Anne

- Başım ağrıyo yav...

- Saçın ıslak ıslak çıktın ondan.
- Başım dönüyo...
- E bi şey yemiyorsun, açlıktan.

Anam ilkokul mezunuydu.
Ama, doktordu.

Popoma fitil sokan tek kadın.

Eczacıydı aynı zamanda...
- Gözüm morardı.
- Gel, patates basayım.
- Kepeklerim çoğaldı.
- Otur, zeytinyağı süreyim.
- Arpacık çıktı galiba.
- Yum, sarımsak değdireyim.

Hemşireydi...
- Öfff, terledim be.
- Dur, sırtına havlu sokayım.

Röntgen mütehassısıydı...
- Öhh-höööaa!
- İçme şu zıkkımı.

Bebekken, anestezi uzmanıydı...
- Dandini dandini dastaaana.

Bi ara sünnetçiydi...
- Çıkar, pansuman yapıcam.

Ürologdu...
- Çişin niye sarı bakiiim?

Fizyoterapistti...
- Dizim ağrıyor.
- Benim de belim ağrıyor, geçer.

Diyetisyendi...
- Mis gibi türlü yaptım, sakın sokakta burger filan yiyip gelme, kola da içme!

Cildiyeciydi...
- Sırtımda sivilce çıktı.
- Çikolata yeme.

Laboranttı...
- Burnum akıyor.
- Ben şimdi sana bi ada çayı kaynatayım, rezene, bal, limon,
tarçınla zencefili de ılık ılık iç, sırtına rakıyla aspirini karıştırıp sürelim,
uyu, uyan, sabaha bi şeyin kalmaz.

Psikiyatrdı...
- Nen var oğlum?
- Bi şeyim yok.
- Var var, canın sıkkın.
- Yav bırak, iyiyim.
- Yok yok, bilirim ben.
- Anne delirtme insanı!
- Bak gördün mü?
- Neyi gördüm mü?
- Sinirlerin bozuk senin.

Genetikçiydi...
- Babana çektin sen, o da sinirli, bütün kötü huylarını ondan almışın zaten.

Veterinerdi...
- Anne, bu sene Anneler Günü’nde babama Viagra hediye etmeyi düşünüyorum, bu iyiliğimi unutma.
- Defol, terbiyesiz hayvan!

Hastasıydım...
Hastaydım ona.
İyi bakın onlara.
ATAM...
DÜNYA DÜŞSE PEŞİMİZE,
YER YARILSA YERİNDEN,
NE SENDEN VAZ GEÇERİZ,
NE SENİN ESERİNDEN...
Kullanıcı avatarı
serdaris
Yönetici
Yönetici
 
Mesajlar: 15278
Resimler: 23
Yaş: 49
Kayıt: 27 Kas 2002 9:14
Konum: İstanbul
Teşekkür edildi: 406
Teşekkür alındı: 182 kere forum 155 Mesajlar

Re: Yılmaz ÖZDİL köşe yazıları

Mesajgönderen serdaris » 15 May 2012 7:57

Yılmaz ÖZDİL'in 15.05.2012 tarihli yazısıdır :


Derbiber gazı

İskoçya.

Glasgow kulüpleri.
Celtic-Rangers.
Biri Katolik.
Biri Protestan.
Din derbisi’dir.
(Katolik santrfor Johnston, Rangers’a transfer olduğunda evi yakıldı. Maçı Johnston’ın golüyle 1-0 kazansalar bile, Rangers taraftarları “0-0 bitti” diyordu!)
* * *
Arjantin.
Buenos Aires kulüpleri.
Boca Juniors-River Plate.
Birini İtalyanlar kurdu.
Birini Arjantinliler.
Irk derbisi’dir.
(Pazara kadar değil, mezara kadar... Sadece Bocalıların gömüldüğü kabristan bile var.)
* * *
İtalya.
Roma kulüpleri.
Lazio-Roma.
Biri faşist.
Biri demokrat.
İdeoloji derbisi’dir.
(Lazio’nun tam adı, SS Lazio, güya societa sportiva, sportif müessese ama, taraftarları için anlamı farklı, Mussolini’nin torunları... Roma’nın amblemi ise mitolojik ikizler Remus
ve Romulus’u emziren
kurt figürü, yani parlamentonun ataları.)
* * *
Kıbrıs.
Lefkoşa kulüpleri.
Apoel-Omonia.
İç savaş derbisi’dir.
(Hep birlikte Apoel’i kurdular, Yunan İç Savaşı’nda sağcı-solcu diye bölündüler, sosyalist görüşe sahip olanlar ayrıldı, Omonia’yı kurdu. Apoel taraftarlarını Yunan İç Savaşı kesmedi, EOKA’ya katılıp, bizimle de savaştılar, bugün bile hâlâ tribünlerde Türk karşıtı pankartlar asarlar. Omonia taraftarları ise Che Guevara tişörtü giyer, Apoel’e inat, Türk bayrağı açar.)
* * *
İspanya.
Madrid kulüpleri.
Real-Atletico.
Biri kralın takımı.
Biri halkın.
Sınıf derbisi’dir.
(Benzer rekabet, İtalya’da Milano şehrinin iki kulübünde, İnter’le Milan arasında da yaşanıyor. İnternazionale tribünlerini sıradan vatandaşlar doldururken, Milan localarında dük’ler, baron’lar filan oturuyor. “Ayol şu cahil İnterliler İngilizce bile bilmiyor şekerim” ayaklarına yattıkları için, kulüplerinin ismini, İtalyanca Milano yerine, kurulduğu şekliyle, İngilizce Milan olarak kullanıyorlar.)
* * *
İngiltere.
Londra kulüpleri.
Arsenal-Tothenham.
Muhit derbisi’dir.
(Arsenal, Güneydoğu Londra’da kuruldu, 1910’da iflas etti, bi işadamı tarafından satın alındı, kulüp binası Kuzey Londra’ya taşındı. Doğma büyüme Kuzey Londralı olan Tottenhamlılar, dağdan gelip bağdakini mi kovuyorsunuz ulan
diye bayrak açtı, o gün bugün kapışıyorlar.)
* * *
Romanya.
Bükreş kulüpleri.
Steau-Dinamo.
Biri askerin.
Biri polisin.
Derin devlet derbisi’dir.
(Genel olarak birbirlerini dövüyorlar, ahali rakip olarak çıkmaya kalkarsa, derhal birleşip, ahaliyi dövüyorlar.)
* * *
Yunanistan.
Selanik kulüpleri.
Aris-Paok.
Bizans derbisi’dir.
(Aris taraftarları, forma rengimiz Bizans’ın sembolik renkleri olan sarı-siyah diye övünüyor. Paok taraftarları ise, biz zaten Konstantinopolis’te kurulduk, orijinal Bizanslı biziz diyor.)
* * *
Türkiye.
İstanbul kulüpleri.
Fenerbahçe-Galatasaray.
Din ayrımı yok.
Irk ayrımı yok.
İdeoloji ayrımı yok.
Sınıf ayrımı yok.
İnanılmaz nefretin...
Başka izahı da yok.
Sidik yarışı derbisi’dir.
* * *
E, cami duvarına işeme finali’ni ikisinden birinin stadyumunda yaparsan...
Olacağı budur.
ATAM...
DÜNYA DÜŞSE PEŞİMİZE,
YER YARILSA YERİNDEN,
NE SENDEN VAZ GEÇERİZ,
NE SENİN ESERİNDEN...
Kullanıcı avatarı
serdaris
Yönetici
Yönetici
 
Mesajlar: 15278
Resimler: 23
Yaş: 49
Kayıt: 27 Kas 2002 9:14
Konum: İstanbul
Teşekkür edildi: 406
Teşekkür alındı: 182 kere forum 155 Mesajlar

Re: Yılmaz ÖZDİL köşe yazıları

Mesajgönderen serdaris » 16 May 2012 8:26

Yılmaz ÖZDİL'in 16.05.2012 tarihli yazısıdır :


Hasanma Tahsin

15 Mayıs 1919.

Sabah, saat 10.
* * *
Zırhlılar körfeze demirlemiş, Yunanca “vatan” anlamına gelen yolcu gemisi Patris, turist getirircesine pasaport iskelesine yanaşmış, işgal ordusu “vatan toprağı”mıza ayak basmıştı. Haçı havada, etekleri zil çala çala koşan Aya Fotini Kilisesi’nin papazı Hrisostomos, evlatlarım, ne kadar Türk kanı içerseniz, o kadar sevaba girersiniz diyerek, atıyla inen sancaktarın çizmelerini öpüyordu.
* * *
İnce, uzun, siyah takım elbiseli bi delikanlı fırladı ortaya, aniden... Elinde, revolver tabir edilen toplu tabanca, gözü kara, olamaz diye bağırıyordu, böyle güle oynaya giremezler! Son sözü buydu. Gazeteciydi. Selanik’te doğmuş, Mustafa Kemal’in de sıralarında oturduğu, Şemsi Efendi Mektebi’nde okumuş, Paris Sorbonne’da siyasal tahsili görmüş, İzmir’e yerleşmiş, Sudiye hanımla evlenmiş, oğlu olmuş,
Hukuk-u Beşer, yani, İnsan Hakları gazetesini çıkarmış, Türk basınında “kadınların hak ve özgürlüğü”nü savunan ilk erkek olmuştu.
* * *
Bastı tetiğe, peş peşe, trak trak trak... Efsun alayının sancaktarı düştü atının sırtından, karpuz gibi. Kahkahalar suratlarında dondu kaldı, zaman durmuştu sanki. Önce sessizlik, sonra panik. Anladılar ki, tek kişi. Sarıverdiler çevresini, ilk süngüyü iman tahtasına sapladılar, sonra neresine denk gelirse, orasına. Şehit olmuştu Hasan Tahsin. Henüz 30’unda.
* * *
Böyle başladı macera.
* * *
İşgal edildiği gün bir ulusun kurtuluş savaşını başlatan, işgali bittiği gün, o ulusun kurtuluş savaşını sonlandıran, dünyada bu özelliğe sahip tek şehir, İzmir... Bağrına bastı,
asla unutmadı, her zaman sahip çıktı ilk kurşunu sıkan yürekli evladına.
* * *
Son nefesini verdiği yere, Konak’a, Saat Kulesi’nin yanına, anıtını diktik. Caddelere, parklara, okullara adını koyduk. Bayrağı genç nesillerin devralması için, derneğini kurduk. İzmir Gazeteciler Cemiyeti, her sene, Hasan Tahsin Yarışması düzenler. Mesleği tasmasıyla değil, onuruyla yapanları ödüllendirir. Basın yayın alanında, Türkiye’nin en köklü, en eski yarışmasıdır.
* * *
(Aslında, haber, fotoğraf, röportaj gibi dallarda verilir. Bu sene ilk kez, Hasan Tahsin Onur Ödülü verildi. Kime biliyor musunuz? Erkekliğinden utandığımız, tırışkadan teyyare tiplerin gazteciyim diye dolaştığı bi dönemde, yürekli bi kadına, Ayşenur Arslan’a.)
* * *
Her 15 Mayıs’ta...
Bismillah ilk iş, anma töreni yapılır, Hasan Tahsin Anıtı’nda... Vali, belediye başkanları, milletvekilleri, Ege Ordu Komutanı, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, çoluk çocuk İzmirliler katılır.
* * *
Şimdi sıkı durun.
* * *
Sanıyorduk ki...
19 Mayıs yasaklandı.
29 Ekim yasaklandı.
Meğer...
15 Mayıs da yasaklanmış!
* * *
Çünkü...
Valilik’ten İzmir Gazeteciler Cemiyeti’ne telefon geldi. Hasan Tahsin Anıtı’nda tören yapacaksanız, bize dilekçe vereceksiniz denildi. Ne dilekçesiymiş o? Hükümetin yeni yönetmeliği gereği 48 saat önceden izin almanız gerekiyor. Ya almazsak? Anamazsınız! Geç kaldık diyelim, 24 saat önce verirsek dilekçeyi? Kusura bakmayın.
* * *
Ve...
15 Mayıs 2012.
Sabah, saat 10.
* * *
Hasan Tahsin.
Oldu sana...
Hasanma Tahsin.
* * *
Vali gelmedi.
Ege Ordu Komutanı...
Hep gelirdi, tarihinde ilk kez gelmedi.
* * *
Belediyeler geldi.
Üniversiteler geldi.
Sivil toplum geldi.
Ancak... Bu haddini bilmez gruplar, sayın devletimizden izin istemedikleri için, hadlerini öğrendiler, çelenk koyamadılar.
* * *
Sadece, İzmir Gazeteciler Cemiyeti çelenk bırakabildi. Ev sahibi konumundaki Cemiyet’in dilekçe verip izin istemesi yetmemişti. Çelenk koymak isteyen her kurum ve kuruluşun, ayrı ayrı dilekçe verip, ayrı ayrı izin istemesi gerekiyordu. Aksi halde... Sivil polisler oradaydı ve yönetmelikte “izinsiz konulan çelenkler kolluk kuvvetleri tarafından kaldırılır” yazıyordu!
* * *
Allah’tan...
İstiklal Marşı okunabildi.
Saygı duruşu yapılabildi.
Buna ses çıkarılmadı.
* * *
Demem o ki...
Yasak olmadığını, stadyumlardaki 19 Mayıs törenlerinin faşizm’i çağrıştırdığını, tören yönetmeliğini o nedenle değiştirdikleri söylüyorlar.
Hasan Tahsin bizim büyüğümüz, rahmetli atamız değil mi kardeşim? İnsanın dedesinin kabrine gidip, çiçek bırakması da mı faşizm?
ATAM...
DÜNYA DÜŞSE PEŞİMİZE,
YER YARILSA YERİNDEN,
NE SENDEN VAZ GEÇERİZ,
NE SENİN ESERİNDEN...
Kullanıcı avatarı
serdaris
Yönetici
Yönetici
 
Mesajlar: 15278
Resimler: 23
Yaş: 49
Kayıt: 27 Kas 2002 9:14
Konum: İstanbul
Teşekkür edildi: 406
Teşekkür alındı: 182 kere forum 155 Mesajlar

ÖncekiSonraki


Benzer Başlıklar

Yılmaz Erdoğan - Sevmekten Gidince
Forum: Şiirler ve Güzel Sözler
Yazar: Sphisnks
Cevaplar: 0
Cem Yılmaz - Karikatürler
Forum: E-Kitap
Yazar: ASiaN
Cevaplar: 1
Duvar Yazıları
Forum: Mizah & Geyik
Yazar: Maket
Cevaplar: 3
Mühendisin Araba Yazıları
Forum: Mizah & Geyik
Yazar: Maket
Cevaplar: 2
Kamyon Yazıları (Pardon, kamyon değilmiş)
Forum: Mizah & Geyik
Yazar: hawk
Cevaplar: 2

Dön Haber ve Güncel olaylar

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir