Zaman: 29 Tem 2014 1:29

Enstrümanlar

  
Sevdiğiniz Sanatçılarla İlgili Bilgileri,Haberleri Bulabileceğiniz ve Paylaşabileceğiniz Bölümümüzdür.

Moderatörler: hawk, SüperMod

Mesajgönderen Maket » 17 Eki 2007 12:33

Sazla ilgili :Müzikle Temel Bilgiler:
Müzik nedir ? : Müzik duygu ve düsüncelerin çesitli tekniklerle formlandirilip melodik seslerle anlatilmasidir.. Diger bir deyisle kulagimiza hos gelen seslerdir.

Ses nedir ? : Bir cismin titresiminden meydana gelen dalgalarin hava araciligi ile kulagimiza ulasmasina ‘SES’ denir.

Solfej nedir ?: kelime anlami okumaktir. Müzikte ise herhangi bir ezgiyi nota sesleri ve el ayak darplari ile süresi içinde okuma isidir

Nota Nedir ? : Müzik seslerini yazmak için kullanilan özel isaretlerdir. Müzikte 7 nota vardir ; bunlar Do - Re - Mi – Fa – Sol – la – Si ‘dir

Porte Nedir ? : Notalarin yazilmas amaciyla kullanilan ve bes paralel çizgi ile dört esit araliktan meydana gelen sekle denir

Ek Çizgi nedir ? : Porte disina çikan çizgilerdir.

Anahtar Nedir ? : Portenin sol basina konulan ve konuldugu her çizgiye kendi adini veren sekle ‘ANAHTAR’ denir denir.

Vurus Nedir ? :bir ezgiyi seslendirirken veya çalarken seslerin uzunluklarini ölçmek için el ve ayak darplari ile yaptigimiz muntazam haraketlere denir.

Usul nedir ? : Vuruslarin meydana getirdigi sinirlandirilmis bütünlüge ‘USÜL’ denir. Üçe ayrilir bunlar ;
1. Basit (ana)
2. Birlesik
3. Karma

Usül rakami nedir ? : bir ezginin her bir ölçüsündeki toplam nota degerini gösterir.

*basit (ana ) usuller : 2/4 , 3/4 , 4/4 vuruslu ezgilerdir.
*Birlesik usuller : iki veya üç zamanli basit usullerin çesitli sekillerinden birlestirilerek olusturulan 5,6,7,8,9 zamanli ezgilerdir.
*Karma usuller : On ve daha yukari zamnali ezgilerdir.

Ölçü nedir ? : bir müzik eserinin esit süreli bölümlerine denir

Bitirme çizgisi nedir ? : Ezgiyi sonlandiran bir ince ve bir kalin çizgiden olusan dikey sekildir.

Dizi (Gam) Nedir ? : Sekiz ardisik sesten olusan ve basladigi sesin incesi ile biten ses kümesidir.


Ses araliklari ( Tam ses –Yarim ses):
Sadece Mi – Fa ve Si – Do seslerinin arasi ‘ yarim ses olup’ diger seslerin araliklari ‘tam ses’ araligidir.
*bir(1) tam ses araligi dokuz (9) koma’dan olusur.
*Yarim (1/2) seste ise aralik 4/5 komadir.

Koma Nedir ? : iki tam ses arasindaki dokuz küçük sesin her birine koma denir

Donanim nedir ? : Ezgilerin yaziminda anahtardan sonra gelen usul rakamlarin ve degistiricilerin
2.bölüm
B. ISARET VE DEGISTIRICILER
*Degistiriciler

Bemol ( ) : önüne geldigi notayi yarim ses inceltir (tizlestirir)
Diyez ( ) : önüne geldigi notayi yarim ses kalinlastirir (peslestirir)
Naturel ( ): Bemol ve diyez ile degistirilmis sesleri eski dogal haline cevirir.



*isaretler

Ölçü çizgisi isareti : bkz. Tanimlar

Bitirme çizgisi isareti : bkz. Tanimlar

Dönüs (röptiz) isarti (:|) : Bölümleri tekrarlatan isarettir. Karsisindaki isarete dönülür. Iki dönüs arasini iki defa çalmamiz gerektigini gösterir.

Ölçü tekrari isareti ( ): Ölçüleri tekrarlatan isarettir. Ölçü bitimine konur konuldugu ölçüyü tekrar çalmamiz gerektigini gösterir.
Senyö isareti ( ) : Bir müzik eserinde ikinci defa konuldugu yere dönülecegini ve son sözcügü ile bitirilecegini gösterir.
Koda isareti ( ) : bu isaret bir bölümün icrasindan sonra o bölümün ikinci tekrarinda baska bir bölüme geçis
yapmayi gösterir.
Bag isareti ( )


a-) Uzatma bagi : adlari ve sesleri ayni olan iki veya daha çok notanin birlesik olarak okunmasini saglayan isarettir.

b-) Hece bagi : ezgilerin söz kismindaki heceleri birbirine baglayan isarettir.

Dolap isareti : Bir ikinci tekrarindan sonraki bölümlerinde son ölçülerde yapilan degisiklige denir.
Dolap isareti dönüslerden sonra yapilir.


Puandorg isareti ( ) : Üzerine veya altina geldigi notayi en az kendi degeri kadar ;(sefin istedigi kadar) uzatmaya yarayan alettir.
Nokta isareti ( . ) :herhangi bir notanin önüne konulan ve o notayi degerinin yarisi kadar uzatan sekle denir.
Üst nokta isareti ( ) :notalarin üstüne konur konuldugu notayi kesik ve sert bir sekilde icra ettirir.
Senkop ( ) :Iki zayif zamanin arasina bir kuvvetli zamanin gelmesidir.
Triole (Üçleme) ( ) :Bir vurusluk degeri esit olarak üç parçaya bölüp okumaktir

NOTA VE NOTA DEGERLERI :
Nota isimleri : Do – Re – Mi - Fa – Sol – La – Si olmak üzere yedi tanedir.

Porte üzerinde notalar :

Nota değerleri (Süre) :
*sesli süre : Notaları seslendirirerek geçirilen süre.
*sessiz süre : Nota süresi kadar sessiz beklemedir. Diger bir adi (es) tir

SESLI SÜRELERIN DEGERLERI

SESSIZ SÜRELERIN DEGERLERI



( Nota degerleri çizelgesi )

Bağlama düzeni ve perde adları

BAGLAMA DÜZENINDE POZISYONLAR
Düzen : Akort
Pozisyon : Tutuş sekli

Baglama düzeni, baglama denilen sazın akortlarından biridir. Pozisyonlara geçmeden önce baglama akort unun nasıl olduguna deginelim.

Alttel:Re sesine göre
Ortatel:Bir tam ses peste sol
Üstel: Orta tel sol sesine göre bir tam tizde La sesidir.

Baglama düzeninde çesitli pozisyonlar mevcuttur bu pozisyonlar 5.parmağın LA (3.tel) telindeki durumuna göre adlandırılırlar biz burada unlardan sadece birini yani 1. Pozisyonu ele alacagiz.

1.Pozisyon :

Sol elin 5. parmaginin La telinde Do perdesinde kullanilmasina 1. pozisyon denir. Bu pozisyonda türküleri icra ederken 5. parmak La telinde Do perdesinde oldugu halde diger (1,2,3,4) parmaklarin bulanduklari yerler deisebilir bu nedenle bu pozisyonu A-B-C olmak üzere 3 sekilde görecegiz.

Pozisyon 1-A
Pozisyon 1-A, baglama düzeninde en çok kullanilan pozisyondur. Deyis türündeki türkülerin pek çogu bu pozisyonda çalinir.

Bu pozisyonda :

5. parmak LA teli DO perdesindeyken

Alttel Orta tel Üst tel
1.parmak Mi
Sol (bazen)
La
-
-
-

2.parmak Fa
Fa
Si
-
-
-

3.parmak Fa (bazen)
La
Si
-
-
-

4.parmak Sol
-
Do
-
Re
-

O.parmak Re
-
Sol
-
La
-


Pozisyon 1-B

5. parmak LA teli DO perdesindeyken

Alttel Orta tel Üst tel
1.parmak Mi
Sol (bazen)
La
-
-
-

2.parmak Fa
Fa
*Si
Si
-
-

3.parmak Fa
La
Si
*Re
-
-

4.parmak Sol
-
Do
-
Re
-

O.parmak Re
-
Sol
-
La
-


* işaretli notalar pozisyon 1-B de pozisyon1-A dan farklı olarak kullandığımız nota ve parmaklardır.

Pozisyon 1-C

5. parmak LA teli DO perdesindedir fakat dizi gereği bu ses kullanılmaz.

Alttel Orta tel Üst tel
1.parmak Mi La ----
2.parmak ---- Si ----
3.parmak ---- ---- Do
4.parmak Sol ---- Re
O.parmak Re Sol La
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 17 Eki 2007 12:49

KEMAN HAKKINDA BİLGİLER:


Resim
TARİHTE KEMAN'IN YERİ

Keman'ın ilk kez nerede yapıldığı kesin olarak bilinmemekle birlikte , ortaçağda İngiltere'de Fiddle , Almanya'da Fiedel İtalya'da Lira da Braci , Fransa'da Viel adlarıyla kullanılan yaylı çalgılar Keman'ın atası sayılır. Lavignac , Keman'ın Türklerin Kemençe'i guz (Oğuz Kemençesinden)alındığını yazar. Bazı kaynaklarda ise Arapların Rebab'ından geliştirildiği öne sürülmüştür . 16.ve 17. yüzyıldaki Keman yapım ustaları Nicolo Amati , Paolo Maggini , Giuseppe Guarneru , Antonio Stradivarius Keman'a son şeklini vermişlerdir . Keman asıl biçimi korumakla birlikte 19. yüzyılda , bazı değişikliklere uğradı . Çağdaş Kemanda gövde ve sap daha uzun ,köprü daha yüksektir . Keman'a orkestrada ilk olarak ,1565 te St.Riggo ve Corteccia'nın eserlerinde yer verilmiştir . Sonraki yıllarda orkestradaki görevlerinden dolayı 1. ve 2. Keman olarak adlandırılmış orkestradaki sayıları çoğaltılmıştır.

TÜRK MÛSİKÎSİ'NDE KEMAN'IN YERİ

Keman'ın Türk ülkesine ne zaman geldiği kesin olarak bilinmiyor. İstanbul ve Trabzon gibi Lâtin ülkeleri ile sıkı ilişkiler bulunan şehirlerde çok eskiden beri Keman'ın en eski örneklerinin bulunduğu ileri sürülmüştür. Kanunî Sultan Süleyman 'ın sadrazamlarından Makbul İbrahim Paşa'nın gençliğinde, padişahın şehzadesi olarak Manisa'da bulunduğu yıllarda Keman çaldığı biliniyor. Yine bu yüzyılda yaygınlık kazanmış bir saz olarak klâsik mûsikîmize girememiş olmakla birlikte , halk arasında çok tutuluyor ve koltuk meyhanelerinde çalınıyordu. Keman'ı üst düzey sınıf arasına sokan kişinin , Sultan 1.Mahmud dönemi sanatkârlarından olan Corci olduğu ileri sürülür. Keman'dan önce mûsikîmizin yegâne sazı Rebab idi .O yıllarda Keman'a "Viola d'Amore" deniyordu ki, bu sazın benzeri yakın zamanlara kadar kullanılmış olan Sine Kemanı'dır. Kemani Corci'ye kadar bütün kaynaklarda , eski Türk Kemanını çalanların Türk olduğu halde, 18.yüzyıldan , daha doğrusu Corci'den sonra Türk olmayan kimseler Batı Kemanını çalmağa heves etmiş ve pek çok ünlü isim otaya çıkmıştır. Hiç şüphesiz bu sanatkârlar " Viola d'Amore " nin farklı şekli olan Sine Kemanı'nı çalıyorlardı ; Yedi teli olan Sine Keman'ın sesi biraz boğukça olduğu ve Kemençe sesine benzediği için , musikîden anlayanlarca daha çok tercih ediliyordu . 19. yüzyıl başına kadar Keman çalan sanatkârlar Keman'ın her iki türünü de kullanmışlardır. Daha sonra Sine Kemanı unutulmuştur. Son icrakârları Mustafa Sunar ile Nuri Duyguer olmuştur . Batı Keman'ının ülkemize yerleşmesinde Romanyalı Miron'un büyük rolü olmuştur. Ülkemizde Türk Musikîsi ölçüleri içinde çok güçlü icrakârlar yetişmiştir . Bir devreye damgasını vuran bu sanatkârlardan bazıları şunlardır: Kemanî Hızır Ağa , Kemanî Rıza Efendi , Kemanî Corci , Kemanî Kör Sebuh , Kemanî Aleksan Ağa , Kemanî Memduh , Bülbülî Salih Efendi ,Reşat Erer , Nubar Tekyay , Sadi Işılay , Hakkı Derman , Selahattin İnal v.b. Musikî terminolojimizde Keman çalanlara " Kemanî " denir .
KEMAN'IN ÖZELLİKLERİ

Keman insanı derinden etkileyen , eşsiz güzellikteki sesiyle , yaylı çalgılar ailesinin en önemli üyesidir. Sesi , öteki çalgılara göre birçok bakımdan insan sesine daha yakındır . Keman , çene altı ile omuz arasına sıkıştırılarak tutulur. Sol elin parmakları sap üzerinde bulunan tellere basarak gezinirken , sağ elde tutulan yay ,Keman tellerine sürtülerek çalınır . Gövdenin orta bölümündeki yan girintiler yayın daha kolay hareket etmesini sağlar.35 ile 36 cm arasında değişen bir gövdesi vardır. Küçük ve hafif bir çalgı olmakla birlikte , ortalama 84 ayrı parçanın bir araya getirilmesiyle yapılır .Genellikle iki cm .kalınlığında bir çam veya akağaç'tan oyma kalemi ve rende kullanılarak biçime sokulur . Keman'ın bir gövdesi ve buna bağlı bir sapı vardır.Gövde göğüs tahtası ya da tabla denen üst kapak , alt kapak ve onları birleştiren yanlık adlı verilen bir kasnaktan oluşur. Tellerin köprü aracılığıyla gövdeye yaptığı basınca direnebilmesi alt ve üst kapaklara hafif bir kavis verilmiştir . Sapın ucundaki burgulara( kulak) sarılarak bağlana teller bir eşikten (köprü) geçerek gövdenin ucundaki kuyruk bölümüne bağlanır . Köprü tellerin titreşimini üst kapağa iletir .Burgu yuvalarına yerleştirilen kulaklar tellerin istenilen ölçüde gerilmesini sağlar . Gövdenin içine boydan boya yerleştirilmiş ,bas çubuğu ya da bas kirişi denen bir çıta , eşiğin tam altında da can direği denilen bir takoz bulunur . Bas çubuğu sesin tınılanmasına , can direği de ses titreşimlerinin alt kapağa iletilmesine yardımcı olur . Üst kapak üzerinde " f " biçimindeki iki ses deliği ses titreşimlerinin gövdeden dışarı çıkmasını sağlar . Dış etkilerden korunabilmesi için yapımı tamamlandıktan sonra özel karışımlı bir tutkalla cilalanır, cila aynı zamanda Keman'ın ses tınısını belirleyen önemli bir öğedir. Keman yapım ustalarına Luthier denir . Ülkemizde Keman yapım teknikleri çok gelişmiş , çeşitli yarışmalarda birincilik alan Luthierlerimiz vardır bunlar : Cafer Açın , Mesut Gözalan, Yunus Tarhan , Mehmet Alkan ,Nevzat Önder ,Ayhan Damcıoğlu , Ahmet İyidoğan ,Emin Tilev , Bedii Akol v.b.

KEMAN'IN AKORT SİSTEMİ

Keman 'ın metalden ya da hayvan bağırsağından yapılmış dört teli vardır . Akort sistemi pest'ten tize doğru : SOL-RE-LA-Mİ olarak düzenlenmiştir. Batı Kemanlarıyla aynı akort sistemine sahip olmasına rağmen , Türk Mûsikîsine uygun şekilde isimlendirilmiştir : DO-SOL-RE-LA dır . Bazı icracılar " LA" telini , İnce "SOL" düzeniyle kullanmaktadır bu konuda çeşitli fikirler öne sürülmüştür . Eskiden kullanılan ve Avrupa'dan getirilen Kemanların 5 esas 6 (7)ahenk teli olduğu ve aynı telin yine ince "SOL" olarak akord edildiği biliniyor. Bir başka görüş ise , Rebab ve Ud gibi çalgıların akorduna benzetmek için böyle hareket edildiğidir. ( "LA" akort Türk Mûsikîsi icralarında çiğ kalmakla birlikte , bazı makamlar transpoze edildiğinde icrada zorluklar oluşmaktadır )
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 17 Eki 2007 12:57

UT HAKKINDA BİLGİLER:

Yapısı [değiştir]Tekne (gövde), göğüs (kapak), sap, burguluk ve teller olmak üzere beş esas elemandan meydana gelen Ud'un yapımına, eleman sıralamasında da görüldüğü gibi, tekne'den başlanır. Ud'un teknesi; gemi karinasını andıran, enine ve boyuna yapıştırılmış 4-5 cm kalınlığındaki parçalardan oluşan bir kalıp üzerine, 70 cm boy, 2 ila 4 cm en ve 3 mm kalınlıktaki dilim yaprak veya çenberlerin, çoğunlukla aralarına - hem estetik, hem sağlamlık amaçlı - kontrast renkli tek veya çift fileto'lar konularak işlenmesiyle meydana getirilir. Günümüzde bazı yapımcıların, parçaları tekne kavsine uygun boşluksuz olarak yapıştırılmış veya yine aynı formda yekpare alüminyum olarak kullandıkları kalıplar üzerine, ortada geniş, uçlarda sivri ve işlem orta eksenden başladığı için hep tek sayıda çevirdikleri dilimler, genellikle maun, ceviz, paduk, vengi, nadiren de kelebek, erik veya zeytin ağacındandır. Önceden ısıtılarak kalıbın eğimli profili kabaca verilen dilimler ütü ve ince kağıt yardımıyla kalıba çekildikten sonra, belirli yerlerdeki küçük monte çivileri çıkarılarak kalıptan alınır ve bu defa dilimlerin içbükey yüzeyi, çenber ve filetoların uzun birleşme hattı boyunca kalın kağıt veya extrafor yapıştırılarak kuvvetlendirilir.


Ud yapımı hakkında ufak bilgiler [değiştir]Ud imalinde bazı özel bilgileri vermekte fayda görmekteyim. Yaylı sazlarda olduğu gibi udun da bir şekli (formu) var. Yapımdan önce malzemeyi şeçmek gerekir. Ud teknesi; ceviz, maun, erik, kayısı, akça ağaç, kiraz, ithal ağaçlardan magase, vengi, pelesenk gibi birçok ağaçlardan yapılmaktadır. En önemlisi kemanda da olduğu gibi üst tabladır. Seste başarı elde edebilmek için tablanın yani göğüsün kaliteli ve çok kuru ladin ağacından yapılması gerekir. Ancak güzel ve yumuşak bir ses elde etmek için tabla kalın olmamalıdır. Çünkü ses molekülleri udun teknesine aksederek tablaya yansıyarak titreşim sağlar. Bazı ud yapımcıların tablalarını tetkik ettiğimde çok kalın olduğunu gördüm bu durumda güzel ses almak mümkün değildir. Udta ses tablasının yüzde yetmiş beş önemi vardır eğer buna uyulduğu takdirde güzel ses almak mümkün olacaktır. Bu hususta konservatuvar görevlisi olan Cafer Açın beyle 1964 yılında, ud yapımcısı Fikret Özer’le 1983'te ve müzik aletleri yapımcısı Salim Usta ile fikir alışverişinde bulundum.

Ud her ne kadar Araplara mal edilmek istenmişsede aslında bir Türk sazıdır, Araplar bizden alıp gövdesini (tekne) biraz daha büyütmüşlerdir. Daha sonra Avrupa milletleri alıp tekamül ettirip, lut'u yapmışlardır. Araştırmacı arkadaşlarımdan Ali Tutan'ın ud hakkinda verdiği bilgiler internette bulunmaktadır.Fevzi Daloğlu'nun sitesinden
Resim
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 17 Eki 2007 13:05

KEMENÇE:
Resim
--------------------------------------------------------------------------------

Dünya Kemençe tarafından hazırlanmakta olan bu site; Ülkemizin ve Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Doğu Karadeniz insanının vazgeçilmezlerinden birisi olan ve günümüzde giderek daha fazla ilgi duyulan KEMENÇE' yi, kemençe severlerle buluşturmayı ve bütün Dünya'ya tanıtmayı amaçlamaktadır.

Dünya Kemençe Kemençe’yi yetkince temsil etme sevdasına düşmüş olan Kemençe yapımcısı ve icracısı İBRAHİM ÇELEBİ ustanın atölye ve teşhir yeri olarak kurduğu işletmedir. İbrahim ÇELEBİ kendisi de yıllardır kemençe çalmış bir kişi olarak Kemençe’de gördüğü eksiklikler ve bu sazda aradığı olgunluk noktası nedeniyle, uzun yıllar süren çalışmalarıyla hem ses özellikleri hem de ergonomik bakımdan Kemençe’yi belirli ölçü ve standartlara kavuşturmuştur. Ancak bir değer talibi ile buluşmadıkça anlamını bulamayacağı üzere, bu site de suyun susuza ulaştırılması amacı ile oluşturulmaktadır.

Bilindiği gibi Kemençe Doğu Karadeniz bölgesinin bir sazı olup, bu bölgede yaşayan insanlar, Lozan anlaşması gereği Yunanistan'a göç eden Mübadiller ve Dünyanın her tarafındaki Doğu Karadeniz kökenli insanlar tarafından kullanılmaktadır. Doğu Karadeniz müziğinin vazgeçilmez sazlarından biri olan bu enstrümanımız uzun yıllar, ‘notasız çalınıyor’ gibi yanlış bir felsefe nedeniyle ilkel bir sazmışçasına hep geri planda kalmış ve müzik odakları tarafından fazlaca ciddiye alınmamışsa da Dünyanın neresinde olursa olsun kültüründen vazgeçmeyen Karadeniz insanı, Kemençe’sinden de vazgeçmemiş ve onu bugünlere taşımıştır. Ancak Kemençe'yi muhafaza noktasından öteye pek geçilememiş ve diğer sazlar arasında rüştünü ve kemalini ispat noktasına getirilememiştir.

Sitemiz; Kemençe'nin kültürel ve müzikal iklimi ile temsili ön amacı ile Dünya Kemençe sahibi olan KEMENÇE yapımcısı ve icracısı İbrahim ÇELEBİ Usta tarafından hazırlatılmakta olup, tamamlandığında içerisinde Kemençe ile ilgili her konuda bilgi bulabileceksiniz. Her ne kadar yazılı kaynaktan okuyarak iyi Kemençe çalmak mümkün olamayacaksa da, en azından fikir edinmek, alt yapı oluşumuna katkı sağlamak amacıyla kemençe çalma konusunda da site okurlarına yardımcı olmak için pratik ve şematik bilgiler de verilecektir.

Kemence imalatı Türkiye'de belirli yerlerde yapılmakta ancak kullanılan iptidai yapım usulleri nedeniyle yeterli ses ve ergonomik özellikler elde edilememektedir. Dolayısıyla kemençe meraklıları çoğunlukla folklorik bir süs eşyası olmaktan ileri gidemeyen kemençeleri satın almak durumunda kalmaktadırlar. Bu ise onların yanlış kulak oluşturmalarına neden olması yanında heveslerinin kırılması ve enstrüman hakkında yanlış kanaat sahibi olmalarına sebep olabilmektedir.

İnsana bilmediğini öğretmek yanlış bildiğini öğretmekten elbette ki çok kolaydır.Sipariş üzerine; kişiye, kişinin yöresine, tavrına ve tarzına özel, ince sesli, kalın sesli, orta sesli kemençeler üreten usta; kendine özgü işlemeli, taşlı veya taşsız, istek üzerine kemençe müşterisinin altından künyesini de kemençe başına monte ederek sesi gibi görüntüsü de seçkin, müşteri ile uyumlu kemençeler üretmektedir. İsteyen için doğal boya ile kapak sesi etkilemeyecek şeffaf boya ile boyanmakta, bu sayede kapağı kararmasını engellemektedir. Özenle arayıp bulduğu ağaçlardan, çoğunlukla Erik ve Ardıç ağaçlarından yaptığı kemençeleri kendine özgü sistemi ile deforme olmayacak şekilde adeta şarap gibi demleyerek yapan usta şehir dışında büyük makinelerle hazırladığı taslaklarını, kentte uzun emeklerle mükemmelleştiriyor. Birçok teknik araçlar kullanan ve hassas ölçüm cihazları ile kemençe kalınlığı ve boyutlarını kumpas ile saptayan Usta; kapak, klavye, kulak, eşik gibi kemençenin tüm bölümlerinin ağacını bizzat kendisi kütükten tespit edip alıyor işliyor ve uyumlu bir şekilde kullanarak kemençeye dönüştürüyor.

Kemençe’de işlev ile estetiği aynı oranda önemsiyor olması nedeniyle ve kemençe çalan birisi olarak enstrüman ses uyumu ve işlevine uygun enstrümanı tespit etmekte mükemmel bir başarı sağlamakta olan usta bu işe ticari değil sanatsal ve kültürel açıdan bakıyor. Kemençe çalarken aradığı Kemençe’yi bulamadığı için üretime başlayan usta sanatçı, olaya alıcı ve Kemençe açısından baktığını ve mükemmelin peşinde olduğunu ifade etmektedir.

İBRAHİM ÇELEBİ Usta'ya ulaşmak ve onun iddialı olduğu kemençelerini görmek isteyen her kemençe sever, yolunu SAMSUN 'a düşürüp okumakla yaşamak arasındaki farkı görme olanağını bulma ve içine sindireceği bir KEMENÇE edinme şansını yakalayacaktır.

İMALAT AŞAMALARI::


İyi bir kemençe yapımında kullanılacak ağaç cinsi oldukça önemlidir. Kemençenin aslında yekpare olan Baş, Sap ve gövde kısımları için en fazla tercih edilen ağaç türü erik ve porsuk (Karadeniz bölgesinde halk arasında ardıç diye bilinir) ağacıdır. Kemençenin klavye, alt ve orta eşikleri ile kulaklar da bu gövde ile aynı ağaçtan yapılır.
Resim
Resim




Standart bir kemençenin boyu 57 cm, genişliği yaklaşık 10cm, baş ile birlikte yüksekliği ise 8.5cm olmalıdır. Bu nihai ölçülere ulaşılabilecek boyutlarda ağaçlardan, taslak hazırlanacak kütükler öncelikle prizmatik olarak kesilir.
Daha sonra diğer parçalar (kulaklar, klavye,eşikler) yerleştirilir. Ses bakımından kontroller yapıldıktan sonra kemençeye boya ve vernik uygulanır. Bu işlemden sonra teller takılır ve kemençe çalmaya hazır hale gelmiş olur.
Yay yapımında ise at kılları kullanılır. Yeterli uzunlukta kesilmiş at kılları bir araya getirilerek demet oluşturulur ve daha önce hazırlanmış yayın çubuğuna bağlanır.

ÇALMA TEKNİĞİ VE AKORD::


Kemençe hem oturarak hem de ayakta çalınabilen bir yaylı sazdır.
Horon ve şenliklerde kemençe çoğunlukla ayakta çalınır ve çalarken kemençenin baş kısmı sol elin üst kısmına asılır. Bu çalış stilinde kemençeyi taşırken avuç içinin alt kısmından başka herhangi bir destek bulunmaz. Kemençenin sapı avuç içine tamamen oturmalıdır. Aksi taktirde uzun süreli çalmalarda el yorulur.
Oturarak çalmada ise el dışında dizler de destek almada kullanılır. Daha az yorucu bir çalış stili olmasına rağmen, horon ve şenliklerde bu şekilde çalınmaz. Bunun sebebi horonu coşturanın bizzat kemençeyi çalanın olmasıdır. Kemençeci horon halkası içinde oyuncularla birlikte döner. Öte yanda çalınan ritim de kemençecinin oturmasına engeldir ve oturuyor olsa bile kendini kalkmak zorunda hisseder. Bu Doğu Karadeniz ritminin doğasında vardır.
Klasik Karadeniz kemençesinde üç tel bulunur. Doğru akort edilmiş bir kemençede teller arasında dört ses bulunur ve ince telden kalın tele doğru genellikle RE,LA,Mİ sesleri alınmaya çalışılır.





Kemençenin en ince teli tiz sesi nedeniyle ZİL teli olarak adlandırılır. Yine çalış tarzındaki özelliğinden dolayı orta tel SAĞIR tel olarak adlandırılmaktadır. Diğer tel ise BAM teli olarak anılmaktadır.
Yay ise tutuş ve vuruş bakımından diğer yaylı sazlara göre farklılık gösterir. Yayın sapı sağ elin baş, işaret ve orta parmakları arasına yerleştirilir. Yayın tellerinin bulunduğu kısım ise yüzük parmağı ve küçük parmak arasına yerleştirilir ve çok gergin tutulmaz. Yayın gidiş ve gelişinde el bilekten cansızmışçasına serbest hareketler yapar.









Çalma sırasında yayın tamamı bir ve ikilik notalarda kullanılır. Horon ezgilerinde birinci üst çeyrek yay kısmı (ÜÇY1) daha fazla kullanılır. Diğer ezgilerde ise yayın orta kısmındaki iki çeyrek bölüm (ÜÇY2 ve AÇY1) kullanılır.
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 17 Eki 2007 13:27

TAMBUR:

ResimNecdet Yaşar

Tarihçe [değiştir]Tambur'un kökeni, hangi tarihte ortaya çıktığı bilinmemektedir. Sümerce "pantur"dan geldiği hakkında bilgiler mevcuttur. Araplar, kelimenin "kuzunun kuyruğu" anlamına gelen "dumba-i bara"dan geldiğini söylerler. Sözcük, sonraları İran'da ve Orta Asya'da, daha çok bağlamaya benzeyen armudi gövdeli, uzun saplı çalgıların adı olarak kullanılmıştır. Özellikle Avrupalı gezginlerin (örn. Charles Fonton ve Toderini), sapındaki perde bağları dolayısıyla Türk Müziğinin ses sistemini gözle görülür biçimde yansıttığını yazdıkları tambur, günümüzde yalnızca Türkiye'de kullanılan belki de tek çalgıdır. Sazı icra edenlere "tamburi" ismi verilir. Farabi, "horasan tamburu"ndan bahsetmektedir. Evliya Çelebi XVII. yüzyılda İstanbul'da 500 tamburi bulunduğunu ifade ediyor. Tarihte tambura; Farabi'de Horasan Tamburu, Maragali Abdulkadir'de Tambur-u Sirvaniyan ile Tambura-i Turki adlarındaki çesitleri ile değinilmiştir.

Zamanımızda kullanılan tambur ise ilk kez Kantemiroğlu'nda görülmüştür. Dimitri Kantemir tarafından tambur, Türk Müziği ses sistemini ifade maksadıyla kullanılmıştır. Uzun yıllar Türk Musikisinde rağbet edilen bir saz olan tamburda virtüöziteyi getiren Tamburi Cemil Bey olmuştur. Geliştirdiği yeni icra şekli, tamburun klasik üslubuna alternatif olmuş ve yeni bir çığır açmıştır. Tamburi Cemil Bey, viyolonsel ve yaylı tamburu Türk Musikisinde ilk kez kullanmıştır. Mesut Cemil'in tambur üslubu babasının izlerini taşımakla birlikte birçok yönden ondan farklılık gösterir. En uygun geçkilerle bezenmiş zengin bir melodik yapı, ustaca çalış Mesut Cemil'de de aynen vardır. Makamları tutumlu bir tavırla tanıtır, bastığı perdelerin tam hakkını vererek, aşırıya kaçmadan yaptığı zarif süslemeler ve kaydırmalar ve güzel geçkilerle çalışını zenginleştirmiştir. Tamburi Büyük Osman Bey, Tamburi İzak, Tamburi Cemil Bey, Kadı Fuad Efendi, Mesut Cemil Bey, Refik Fersan, İzzettin Ökte, Necdet Yaşar, Abdi Coşkun, tavır olarak örnek alınan tamburilerden bazılarıdır.


Tambur'un Perdesi [değiştir]Perdeleri için, bağırsak (katkut) veya olta misinası kullanılan tamburun, mızrabı kaplumbağa kabuğundan (bağa) elde edilir. Oldukça sert bir maddeden (bağa) yapılan mızrabın uzunluğu icracının isteği üzerine 9.5-13.5 cm. arasında değişir. Esnemez bir çubuk olan mızrabın iki ucu da kullanılır. Ama iki uç, farklı tınılar elde edebilmek için birbirinden biraz farklı yapılır. Sağ elin baş, işaret ve orta parmakları ile tutulan mızrap, tellere geniş yüzüyle değil, diklemesine dar yüzüyle vurulur. Bu vuruş, çalgının tok ses vermesini sağlar. Mızrabı böyle tutulan başka çalgı yoktur. Türk musıkisini icra etmede Ney ile beraber en yetkin 2 sazdan biridir.


Tambur'un Sapı [değiştir]Tamburda dördü sarı ve dördü de çelik olmak üzere sekiz tel vardır. Tambur, sapı oldukça uzun bir sazdır (ortalama 73-84 cm). Sapın üzerine bağlanan perdeler konusunda Tamburi Cemil Bey şunları söylemektedir:

"Bu perdeler mandolin ve gitarda olduğu gibi sap üzerine tesbit edilmiş olmayıp, iki tarafa hareket edecek surette yağlandığından ve sapın tûli dahi müsâit bulunduğundan, tambura her istenilen perde ilave edilebilir. Tüm icra bu sap üzerinde en altta bulunan telde yapılır. Bu, tek tel üzerinde yapılan icrada, telin mızrap yardımıyla titreştirilmesinden, tamamen kapalı olan teknesinin içindeki hava da rezonansa girer ve tannaniyet diye tabir edilen inilti sağlanmış olur. Tamburiler icra sırasında sapı hafifçe yukarı-aşağı sallamakta ve bu sayede titreşimi arttırarak farklı duygular ifade edebilmektedirler."
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 17 Eki 2007 13:32

GİTAR:

Resim
Klasik gitar
Esasen kadın vücudunu andıran içi boş bir gövdedir.

Ortasında yuvarlak bir delik bulunan klasik gitarların üç baş teli ipek üzerine metal sarma,diğer üç teli naylondur.

Tellerin harekete geçirilmesi ile bu gövdenin içinde hapsolan hava titreştirilmiş olur ve gövdesindeki delikten dışarıya ses olarak geri döner.

Klasik batı müzüği gitar tekniğinde gitar,tırnaklar ile çalınır.

Tırnakların çeşitli açılarla törpülenmesi ve çeşitli

Gitarın kökeninin ne kadar eskiye dayandığı konusunda birçok varsayım var, Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde bulunan Hitit’lere ait bir kabartmada ve bunun yanı sıra, Asur’lara ait kabartmalarda da gitara benzeyen telli çalgıların varlığı bir gerçek.

Avrupa’ya geliş öyküsünde ise İran ve Arap adlarına rastlıyoruz.

Önce İran yoluyla Arap dünyasına, Arapların İspanya’yı fethiyle de Avrupa’ya geçtiği yaygın bir saptama.
Mağrip ve Latin gitarları 12. yüzyılda görülür.

15. yüzyılda ise lavtaya doğru gelişerek “Mandola” ya da “Mandora” adını alır. Günümüz gitarının ana çizgilerinin oluştuğu bu yüzyılda Latin gitarı, mızraplı Vihuela olur.

Flamenk Vihuela’sı ise Avrupa Lavtası’ndan başka bir şey değildir.
Tarihte somut olarak ilk kez, 14. yüzyılda, şekli fazla tanımlanmasada Guitern diye bir sazdan bahsedilir.

El Vihuelası olarak 13. yüzyıldan beri tanınan bu çalgı, 1500’lerin sonuna doğru, bugünkü gitarın doğmasındaki ilk ipuçlarını verir.

Ingiltere Kraliçesi I. Elisabeth, sarayında ve çevresinde daima müzikçilere yer vermesiyle tanınır.

İspanya Kralı Şarlken’in oğlu II. Philiph, 1554’de İngiltere Kralı VIII. Henry’nin kızı olan, İngiltere ve İrlanda Kraliçesi Mary Tudor’la evlenir.

Bu çağda Lavtalir müziğinin en güzel örnekleri verilir.

John Dowland (1562 – 1626) zamanının en büyük lavtacısıdır.
Gitar müziği, 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar ya Tabulatur (ses perdeleri yerine parmak pozisyonlarını gösteren nota yazım sistemi) biçiminde ya da alfabetik akor simgeleri sistemiyle yazılıyordu.

1586 yılında çıkarılan ilk gitar metodu “İspanyol Gitarı” olarak adlandırılan beş çift telli çalgı içindir.

Daha onceki gitarlar dört, Vihuela ise altı çift tellidir.

Vihuela’dan sonra Barok Gitar devri yaşayan beş çift; günümüzde kullanılan klasik gitarlar ise tek altı tellidir ve bunun 18. yüzyıldan bu yana böyle olduğu Fernando Sor’un altı telli Romantik Gitar kullanmasıyla somutlanır.



17. ve 18. yüzyıllarda İtalya ve Fransa’da gitar metodlarına rastlanır.

18. yüzyılın sonunda IV. Şarl’ın himayesinde birçok gitarist yetişir.

Gelmiş geçmiş en büyük gitar ustalarından birinin Niccolo Paganini olduğu söylenir. Bu çalgıyı kemanı kadar ustalıkla çalmasının yanı sıra, eserlerini bestelerken dizinin üzerinden hiç eksik etmediğinden söz edilir.
Bu arada Shubert, Berlioz, Diabelli, Gragnani, Carulli, Carcassi, Coste gibi bestecilerin ilgisini çeken gitar, onların dab u çalgı için eserler yazmasına neden olmuştur.

1778 – 1830 yılları arasında yaşayan Fernando Sor ise aynı dönemde İspanya’da yetişen en önemli gitar ustasıdır.

Fernando Sor’un, öğrencisi olarak pek çok guitarist yetiştirmesinin yanı sıra, yazdığı sonatlar, varyasyonlar, fanteziler ve etütleri bugün bile birçok gitaristin dağarcığının baş köşesinde yer alır.

Besteci, gitarı altı telli yaparak bugünkü gitarın temelini atar.

İspanya’da, Sor’dan sonra Dionisia Aguada gibi bir gitar ustası yetişir.

Daha sonra yine aynı dönemde İtalya’da özellikle Beethoven’ın hayranlığını kazanan Mauro Giuliani (1781-1828) ismine rastlarız.

19. yüzyılda gitarda, sesin artmasını sağlayan değişiklikler yapıldı.

Gövdesi genişletildi, derinliği azaltıldı, göğüs kapağı iyice inceltildi.

Gövdenin içine göğüs kapağını desteklemek için konan enine çıtaların yerini, ses deliğinin altına yelpaze gibi açılan ışınsal çıtalar aldı.

Eskiden ahşap bir takozun içine saplanan sapı, tellerin germesine karşın ek bir dayanak oluşturacak gibi, gövdenin içine doğru biraz giren bir pabuç ya da çıkma kol biçimine getirilerek arkaya tutkallandı.

19. yüzyıl boyunca İspanya’da birçok usta gitarist yetişir.

Bunlar arasında Sor, Cano, Huartas, Tostado, Aquado, Fossa başlıca isimlerdir.

Yüzyılın ikinci yarısında çağdaş gitar ekolünün kurucusu olarak nitelenen, Bach, ve Beethoven’ın eserlerinden gitar için yaptığı düzenlemelerle tanınan Valenciya’lı gitarist-besteci Francisco Tarrega adına rastlarız.



Andres Segovia, Emilio Pujol, Miguel Llobet, Regino Sainz de la Maza, Alirio Diaz ve Narciso Yepes O’nu izlerler.

İngiltere’de ise, Julian Bream ve John Williams gibi gitaristler de aynı paralleled devam ederler.



Alirio Diaz’ın önerisi üzerine Andres Segovia’nın gitarda ilk kez naylon tel kullanmasının yanı sıra en önemli misyonu; o yıllarda daha çok Amerika’da folk müzik, Avrupa’da ise türkü eşlikçisi olarak görülen gitarı, Klasik Gitar olarak tüm dünyaya tanıtmaktır.

Ayrıca üstün virtüözitesiyle de çalgısını sevdiren ve geliştiren bir sanatçıdır.

Segovia ’nın öğrencisi olan Alirio Diaz (1923) ise ünlü bir yorumcu olarak bütün dünyaya adını duyururken, özellikle Türkiye’de verdiği konserlerle ülkemizde gitarın tanınmasında büyük katkıda bulunmuş, halen de bu katkısını bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de sürdürmektedir.
Andres Segoiva gitarı, konser salonlarına sokarak Amerka’dan Arjantin’e ve Uruguay’a kadar uzanan turneleriyle hem enstrümana hem de solistlere büyük saygınlık kazandırırken, gitarı 20. yüzyılda evrenselliğe ulaştırdı.

Segovia, Tarrega, Llobet, Pujol, Anido, Prat, Diaz, Bream, Williams gibi sanatçıların ünlü ve büyük eserleri gitar için düzenleyerek dağarı genişletme çabalarına artık Castenuovo Tedesco, Roussel, Mompou, Villa-Lobos, Ohana, Britten, Henze, Torroba, Rodrigo, Hallfter, Berio, Turina, Falla, Takemitsu, Ponce, Bennett, Berkeley, Walton, Martin, Davies, Tippett, Dodgson, Arnold, Brindle, Lauro, Poulene v.b. gibi özgür eserler yazan besteciler eklenir.
Gitarın kapasitesi zamanla zorlanırken yeni olanakları halen keşfedilmektedir.

Gitarın sınırları yalnızca özgün besteler yaparal ya da yapım teknikleriyle zorlanmaz.

Bir çok eserin gitara uyarlanması çağdaş besteciler için de bir gereksinim olur.

Eserlerin gitara uyarlanması bazı besteciler tarafından önyargıyla karşılanır.

Oysa eserler, gitarda özelliklerini yitirmiyorlar, aksine daha iyi seslendiriliyorlar. Sonunda gitar, tüm önyargıları yıkar.

Bugün gitar çağlar öncesinde başlayan yolculuğunu sürdürüyor ve dünyanın bir çok ülkesinde altın çağını yaşıyor…

GİTAR TARİHİ
BACK TO HOME

Ünlü Gitaristler / Famous Guitar player
Gitar Hakkında Bilgi
GERİ DONÜŞ



Gitar, parmakla ya da penayla çalınan esasen sekiz şekline benzeyen,

yanları iki tarafı oyuk üzerinde ses perdeleri olan uzun saplı ve telli bir çalgı.



Gitarlar genelde altı tellidir ve değişik ağaç türlerinden yapılırlar.





Akustik gitar (Yukarıda)
Görünüş itibariyle klasik gitarı andıran akustik gitarın gövdesi klasik gitardan biraz daha şişman ve basıktır. Daha dar bir sapa ve çelikten yapılmış tellere sahip olması klasik gitarla arasındaki en büyük farktır.

Altı ve oniki telli olanı mevcuttur.

Yukarıdaki örnek oniki telli olanı.

Akor, en az 3 notanın birlikte çalınmasıyla oluşan kalıplara denir.

Akorlar genel olarak "majör akorlar" ve "minör akorlar" olmak üzere ikiye ayrılır.

Akorlar, şarkı sözlerinin üzerine yazılmış harfler olarak karşımıza çıkıyor.

Sadece bir büyük harf görüyorsanız (A B C D E F G) gibi akor majördür, Eğer büyük harfin yanında küçük "m" harfi varsa (Am Bm Cm Dm) gibi akor minördür
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 17 Eki 2007 13:41

ÜNLÜ GİTARİSLER:

Abel Carlevaro (1918-2001)

Agustin Barrios Mangoré (1885-1944)
Resim
Resim








Alirio Diaz

Alvaro Pierri (*1953)

Andrés Segovia (1893-1987)

Andrew York

Angel Romero

Aniello Desiderio (*1971)

Costas Cotsiolis (*1957)

Dale Kavanagh

David Russell (*1953)

David Tanenbaum

Dieter Kreidler

Eduardo Fernández

Eduardo Sáinz de la Maza y Ruiz

Eliot Fisk (*1958)

Fernando Sor (1778-1839)

Francisco Tárrega (1854-1909)

Gaspar Sanz (1640-1710)

João Pernambuco (João Teixeira Guimarães, 1883-1947)

John Williams

Jozef Zsapka (*1947)

József Eötvös (*1962)

Julian Bream (*1933)

Karl Scheit (1909-1993)

Kazufumi Matsunaga (*1956)

Kazuhito Yamashita (*1961)

Konrad Ragossnig (*1932)

Leo Brouwer (*1939)

Luise Walker (1910-1998)

Manuel Barrueco (*1952)

Maria Linnemann

Matteo Carcassi (1792-1853)

Mauro Giuliani (1781-1829)

Napoléon Coste (1805-1883)

Narciso Yepes (1927-1997)

Norbert Kraft

Odair Assad (*1956)

Oscar Ghiglia (*1938)

Pepe Romero (*1944)

Regino Sáinz de la Maza y Ruiz (1896-1981)

Roland Dyens (*1955)

Scott Tennant

Sergio Assad (*1952)

Sharon Isbin

Sonja Prunnbauer (*1948)

Wolfgang Muthspiel (*1965)
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 17 Eki 2007 14:01

--------------------------------------------------------------------------------

Elektro gitar



Elektro gitar - Epiphone Les Paul Model
1960 yapımı bir elektro gitar
Epiphone elektro gitar - Caz modeliElektro Gitar, sesini manyetikleri aracılığı ile elektrik akımına dönüştüren ve bir amplifikatör ile bu akımdan ses elde edilmesine olanak tanıyan bir gitar türüdür. Yarattığı sinyalin değiştirilebilir olması, ve zamanında bir devrim niteliği taşıyan yükseklikte bir sese sahip olması nedeniyle, kullanım alanı çok genişlemiş bir gitar türüdür.

Elektronikteki gelişmeler ile tonal olarak sınırları 1960 lardan sonra iyiden iyiye artan elektro gitar, günümüzün en bilindik enstrumanlardan biri haline gelmiştir.




Elektro Gitar Türleri:



Katı (Solid) Gövdeli Katı gövdeli gitarlar, masif gövdeye sahip, sesin doğal yollardan (gitardaki boşlukta yankılanarak) yükselmesine izin vermeyen tipte gövdelere sahip gitarlardır. Yüksek çıkış gücü olan ses kaynaklarının olduğu yerlerde (konser salonu gibi) geribeslemeyi en aza indirgeyen gövde türüdür. Fender firması, Strocaster ve Telecaster modelleri ile bu tip gövde yapımına katkıda bulunmuştur.


Boş (Hollow) Gövdeli Boş gövdeli gitarlar,(aynı zamanda kıvrımlı üst yüzeyleri ile Archtop adını da alır) bir yükselticiye gereksinim duymaksızın zengin ton çıkarabilen gitarlardır. Her ne kadar bu özelliğe sahip olsalar dahi, bu gitarlar da manyetiklerle kullanılmaktadır. Üst ve alt ağaç plakaları bir parçadan oyulmuş, yahut ısı ile preslenmiş ağaçlar olabilir. Bu tip gövdelerde keman ailesindeki gibi f delikleri bulunabilir. Bu tarz gövdeyi 1890 da tasarlayan ve dünyaya tanıtan, Gibson firmasıdır.


Elektro Gitarın Kısımları


Sap Gitarın klavyesinin de bulunduğu kısımdır. Klasik gitardan hem kalınlık hemde genişlik açısından daha ince olan elektro gitar klavyesi genelde 18 ile 24 arasında fret sayısına sahiptir. Sapın içinde genellikle truss rod adı verilen bir metal ayar çubuğu geçer. zamanla eğilen bir sap, bu vida yardımı ile eski haline geri getirebilir. Akort burguları en uçta bulunur ve genellikle metal bir aksama sahiptir.


Köprü Gitarda telleri gövdeye bağlayan kısımdır. Zamanla değişim geçirmiş olmakla beraber, değişik varyasyonları mevcuttur. Bu aparat sabit ya da oynar olabilir. Oynar olabilenler, bir kol yardımı ile telleri gerip gevşetebilir, dolayısıyla ince ya da kalın tonlara kayma sağlanır. Genelde metalden olur.


Eşik Gitarın sapında, telleri akort burgularına gitmeden önce sonlandıran kısımdır. Genelde ucuz gitarlarda plastikten oluşur. Ayrıca kemikten ve farklı malzemelerden yapılanları da vardır.


Manyetik Gitarın teldeki titreşimleri aldığı kısımdır. Manyetik alanda telin titreşiminin içerideki bir sargıda akım oluşturması prensibi ile çalışır. Çift halinde (Humbucker) ya da tek (Single) olabilir. Bazı manyetikler amplifikatöre çıkış sağlamadan sinyali yükseltirler. Manyetikler ikiye ayrılır:

1-Aktif Manyetikler: 9V'luk pil ile çalışan tellerin titreşimini pasif manyetiklere göre daha hassas bir biçimde yakalayan manyetiklerdir.

2-Pasif Manyetiker

Dünyanın en iyi virtüözleri;Yngwie Malmsteen,Joe Satriani,Steve Vai.Serdar Öztop ve Mustafa Doğan ise dünyaca ünlü Türk virtüözleridir.

Bunların yanında Türkiye'deki amatör gitaristlerin kendilerini göstermesi için 81 ilde düzenlenen UniGUİTARs yarışmalarında üstün başarı gösteren Ebubekir Emre Bozkurt ve Tahsin Can Nalcı 'da Türkiye'nin gelecek vaadeden gitaristleri olarak gösterilmektedir.





Ülkelere göre elektrik gitar markaları Alman yapımı elektrik gitarlar




Steinberger
Amerikan yapımı elektrik gitarlar

B.C. Rich
Dean
Epiphone
Fender
G&L
Gibson
Hamer
Jackson
PRS
Washburn
İtalyan yapımı elektrik gitarlar

Eko
Japon yapımı elektrik gitarlar

Aria
ESP
Ibanez
Yamaha
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 17 Eki 2007 14:12

Nefesli Çalgılar

Piccolo
Piccolo, normal flütünün 1 oktav üzerinde olacak şekilde ayarlanmış bir tür yan flüttür. 3 oktava yakın ses genişliğiyle günümüz orkestrasında en tiz seslere ulaşan enstrümandır. Genellikle orkestralarda özel efekt amacıyla kullanılmakla beraber marş topluluklarında da kendine geniş yer bulmaktadır. Flütün yerini alacak şekilde çalınır.
Tarihçe:
Piccolo ilk olarak ağaçtan yapılmış ve insanın ön planda olduğu bestecilerin eserlerinde yer almıştır. Piccolo’nun ilk kullanıldığı eserlerden birisi Beethoven’in 5.Senfonisidir. Piccolo’nun kullanıldığı en tanınmış yapıtlardan birisi, John Philip Sousa’nın “The Stars and Stripes Forever” marşının finalidir.

Flüt
Flüt çoğu orkestra, topluluk ve nefesli gruplarında soprano sesi veren enstrüman olarak kullanılmaktadır. Flütlerin büyük bir çoğunluğu metalden yapılmaktadır ve bir ucunda ağızlık olan bir tüp şeklindedir. Müzisyen flütü yatay olarak tutup ağızlıkta bulunan oval şekilli bir parçadan içeri üfler. Aynı anda düğme denen tuşlara basar. Bu tuşlara basılıp bırakıldıkça flütte değişik tonlar oluşturan delikler açılır. Do anahtarında akort edilen orkestra flütü en popüler flüt türüdür ve 3 oktavlık bir ses genişliği vardır. Flüt ailesinin diğer üyeleri, piccolo, alto flüt ve bas flütten ibarettir. Jean Pierre Rampal ve Aure Nicolet bu sazın ünlü solistlerindendir.
Tarihçe:
Batı Müzüğinde en çok kullanılan şekliyle kullanılan flüt cinsi olan Yan Flüt’ün Çin’de M.Ö. 900 yılından beri kullanıldığı bilinmektedir. Flüt, Avrupa’ya 12. Yüzyıl’da, öncelikle Almanca konuşulan bölgeler olmak üzere, girmiş ve ilk önceleri çoğunlukla askeri bandolarda kullanılmıştır. Alman Flütü isminin verilmesi bu zamana denk gelmektedir. Flüt daha sonra 16 ve 17. yy’da Oda müzüğinde kullanılan bir enstrüman haline dönüşmeye başlamıştır. Bu ilk flütler, 6 parmak deliğinden ibaret tek parçadan oluşmaktaydı. Ancak 1600 lerde, flüt birbirine bağlı 3 parçadan ibaret olarak yeniden tasarlanmıştır. Aşamalı olarak, flüte daha fazla tuş eklenmiş ve orkestra parçalarında yerini almaya başlamıştır. 1800 lü yıllarda 4 tuşlu flüt en çok kullanılan türü olmakla beraber, 8 tuşlusu da geliştirilmiştir. Günümüzde,silindir şeklinde, 13 veya daha fazla ton delikli ve basmalı tuşlu Bohemia Flüdü en çok kullanılan cinsidir.

Korno
Korno, obua ailesinin bir üyesidir. 1.5 oktav daha tiz olduğu için alto obua da denmektedir. Şekli genellikle obuaya benzer olup, orkestra’da 3. obuacı tarafından çalınmaktadır.
Tarihçe:
Korno’nun ilk prototipleri 17.yy sonundan önce ortaya çıkmıştır. Bu aletler kıvrık boynuz biçiminde, deri kaplı ve gövdesi delikliydi. Delikler, parmakların açılımını kapsayacak bir açı ile yerleştirilmişlerdi. Johan Sebastian Bach tarafından kullanılan Oboa da Caccia (Av obuası) nın, kornonun çok benzeri olduğuna inanılmaktadır. Karanlık ve yaslı sesi, Hector Berlioz, Peter Ilich Tchaikovsky ve Richard Wagner gibi besteciler tarafından öne çıkarılmıştır.

Obua
Obua, en küçük ve en geniş oktavlı enstrümanlardan biridir. Silindirik ahşap bir gövdesi ve gövdesi boyunca tuşları vardır. 3 oktav ses aralığıyla çalması çok zor bir enstrümandır. Çok nefes isteyen ve doğru nefes tekniklerine sahip olunmasını gerektirir.
Tarihçe:
Obua, 17.yy’da iki Fransız müzisyeni, Jean Hotteterre ve Michel Philidor tarafından icat edilmiştir. “Shawm” adı verilen bir enstrümanı “Hautbois” (obua) ya çevirdiler. “Hautbois” in Shawm’dan daha dar ve 3 parçalı bir gövdesi vardı. 18. yy da çoğu orkesra bu enstrümanı bünyesine katmaya başlamıştı. Tarih boyunca bazı besteciler, obua için solo eserler bestelediler. Bunların arasında, George Frideric handel, Joseph Haydn, Wolfgang Amadeus Mozart ve Ludwig Van Beethoven vardır.

Klarnet
Ahşap nefesli çalgılar ailesinin bir üyesi olan Klarnet, bir ucunda ağızlık olan diğer ucu da çan şeklinde olan bir uzun tüpten ibaretttir. Çoğunlukla ahşaptan yapılan klarnetin üzerinde, küçük metal tuşlar bulunan delikler vardır. Dil titredikçe, dolu ve zengin bir ton elde edilir.. Tuşlara basıp bırakarak tonlama yapılır Klarnet 4 nota da imal edilir ve en çok kullanılan düz-si klarnettir. Bu klarnetin 3.5 oktav kadar ses genişliği vardır.
Tarihçe:
18.yy’da Alman bir flüt imalatçısı olan Johann Christoph Denner tarafından dilli bir halk çalgısı olan “Chalumeau” adlı enstrümanın değiştirilmesi ile elde edilmiştir. 1840 lı yıllarda 2 farklı karmaşık tuş takımı geliştirilmiştir. Klarinetler orkestralarda 1780 lerde popüler hale gelmiştir. Klarneti ön plana çıkaran eserlerden bazıları George Frideric Handel’in 2 klarnet ve bir korno için üvertürü, Carl Strawitz ve Wolgang Amadeus Mozart’ın klarnet konçertosudur.

Fagot
Fagot iki dilli bir enstrümandır. Toplamda 2.5 metreye yakın silindirik ahşap tüpten yapılmıştır. 4 bağlantı parçasından oluşur: Bass parça, tenor parça, çift parça ve çan parça olmak üzere. Çan parça olarak adlandırılan kısım bass kısma alttan bağlı olup kıvrıktır. Bu grup tenor kısma sonra topluca çift parçaya bağlıdırlar. Çift dilli ağızlık tenor parçaya bir başka parçayla bağlıdır. Bassoon üzerinde 8 delik ve 10 tuş bulunur. Müzisyen dilli parçadan üfleyerek ve tuşlarla ton değiştirerek enstrümanı çalar.
Tarihçe:
Fagot 1650 lerde büyük bir ihtimalle, kıvrık şekilli tek parçalı bir enstrümandan türetilmiş olmalıdır. Modern Fransız Fagot’u, 19.yy ortalarında, Buffet-Crampon isimli bir Fransız firması tarafından geliştirilmiştir. Alman Fagot’u ise Wilhelm Heckel isimli bir imalatçı tarafından mükemmelleştirilmiştir. Avrupa’nın çeşitli yerlerinde farklı türlerde çalınmaktadır.

Saksafon
Saksafon dil sesli nefesli çalgılardan birisidir. Yapısında, klarnet’in tek dilli ağızlığı, metal bir gövde, obuanın konik kısmına benzeyen bir kısım bulunur. Çoğu saksafonun alt kısmı eğiktir ve bu şekliye bass klarneti andırır. Çok azı, örn: soprano saksafon, düzdür ve klarnete benzer. Saksafonun üzerinde 12 tuş ve delik bulunur. 6 çiviye basıp bırakılarak gruplar halinde açılıp kapatılmak suretiyle değişik tonlar elde edilir. Aletin üzerinde, normal sesinin bir oktav altında veya üstünde ses çıkartmaya yardımcı olan 2 de fazladan delik vardır. En çok kullanılan saksafon türleri olan, soprano, alto ve tenor saksafonun 2.5 oktavlık bir ses genişliği vardır.
Tarihçe:
İlk defa 1840 yılında Adolph Sax isimli bir imalatçı tarafından icat edilmiştir. 1844 de ilk defa senfonik orkestralarda görünmüşlerdir. Ancak saksafon için yazılan parçalara pek rastlanmaz. Jazz’ın gelişimi ile saksafonun popüler olmasını 20.yy başına kadar beklemek gerekmiştir.


Yaylı Çalgılar

Keman
Muhtemelen en tanınmış orkestra çalgısı olan keman, bir yayla çalınan telli bir enstrümandır. Keman ailesinin en geniş aralıklı sesine sahip olan üyesi olan kemanın yanında bu ailenin diğer üyeleri, viola, çello ve kontrbasdır. Keman bir kaç ana parçadan oluşur. Ön kısım, omurga, boyun, perdeler, akort anahtarları, gövde, köprü, kuyruk ve F- delikleri. Üst, göbek veya ses tahtası olarak da anılan ön kısım genelde iyi kurutulmuş ladin, arkatarafı ise akağaçtan yapılır. Keman imal edilirken, ön, arka kısımlar ve omurga, boş bir kutu oluşturacak şekilde birleştirilir. Kuyruğa bağlanan dört tel köprünün üzerinden geçip, perdelerden uzanıp, akort anahtarlarına bağlanır. Anahtarla vasıtasıyla akort edilir ve elin perdelere basılması ile değişik sesler ve tonlar elde edilebilir. Müzisyen, tellerin üzerinde yayı doğru açıyla sürtünce ses elde edilir. Bu yay, pernambuco ’dan yapılıp, 75 santim uzunluğundadır ve telleri at kılındandır. Kemanın en önemli özellikleri, sahip olduğu ses aralığı ve hem lirik hem de hızlı ve parlak kullanıma elverişli olmasıdır. Kemancılar aşağıdaki teknikleri kullanarak özel sesler de elde ederler: pizzicato (telleri çekerek), tremelo (yayı hızlı hızlı telin üzernde hareket ettirmek), sul ponticello (yayı köprüye çok yakın sürterek ince bir ses elde etme), collegno (yayın teli yerine ahşap kısmını kulanarak) ve glissando (yayların üzerinde parmakları gezdirmekle çıkan ses).
Tarihçe:
Kemanın ilk olarak 1500 lerde İtalya da ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Lira da Braccio ve “fiddle” adlı iki enstrümandan türemiş olduğu sanılmaktadır. Keman yapım sanatı 17. ve 18. yy larda, Antonio Stradivari, Guiseppe Guarneri ve Jacob Stainer gibi ustalarla başlamıştır. O zamanki kemanların bugüne göre, boyunları daha kısa, perde bölgesi daha kısa ve köprüleri daha düzdü. Keman klasik eserlerde ilk kullanılmaya başlandığı zaman, alt sosyal seviyede bir alet olarak görünmüştür. Ancak, Claudio Monteverdi’nin Orfeo’su gibi eserler ve “24 violons du roi” gibi topluluklarla bu statüsü de yükselmeye başlamıştır. Bu tırmanma barok dönemde de, Antonio Vivaldi, J.S.Bach ve Georg Philip Telemann gibi bestecilerle devam etmiştir. Solo konçerto, sonat ve süit gibi müzik janrlarında, keman en önde giden eleman olmuştur. Ancak keman virtüözleri ilk olarak 19.yy da ortaya çıkmıştır. Giovanni Viotti, Isaac Stern, Mischa Elman ve Nathan Milstein, David Oistrach, Pinhas Zuckerman, Jacha Heifeltz bu konuda ün yapmış isimlerden bazılarıdır.

Viola
Viola, keman ailesinin 2. en geniş ses aralığındaki elemanıdır. C,G,D ve A notalarına yarlı 4 teli vardır. Viola için yazılan parçalar, alto anahtarında yazılır. Viola’nın boyutları değişmekle beraber genelde kemandan büyük ve daha kalın sese ayarlanmıştır. Haydn ve Mozart eserlerinde Violaya yer vermişlerdir. Solo repertuarı sınırlı olmasına rağmen, viola semfonilerde önemli bir yere sahiptir. Hector Berlioz, Johannes Brahms ve Robert Schumann gibi besteciler eserlerinde violaya geniş yer vermişlerdir.

Çello
Viyolonsel olarak da bilinen çello, keman ailesinin üyesi olan bir yaylı çalgıdır. Kemandakine benzeyen bir yayla çalınır. Keman şeklinde olmakla beraber daha büyüktür. Yaklaşık 1.20 m uzunlukta ve en geniş yerinde 40 cm civarında olan çello bu boyutları yüzünden oturarak çalınır. Yere dayanan bir çubuk üzerinde duran çello müzisyenin bacakları arasına alınıp bir yayla çalınır. Keman gibi dört yay sahiptir ve müzisyenin ellerinin perdeler üzerinde gezmesiyle değişik tonlar elde edilir. Bu yüzden çello’nun ses genişliği 4 oktavdan fazladır. Rostropoviç, Pablo Cassals, Jacquelin de Pera, Misch Maisky, William Lloyd Weber ünlü violonsel solistleri arasındadır.
Tarihçe:
Günümüze kadar da kalabilen bazı çellolar 1560 larda, İtalyan imalatçı Andrea Amati tarafından yapılmışlardır. 18. yy sonlarına kadar çello ön planda olan bir enstrüman değildi ve müzikteki bas sesi vererek parçadaki boşlukları doldururdu. Ancak, barok döneminde, Antonia Vivaldi ve Luigi Boccherini gibi besteciler yalnızca çello için suitler yazdılar. 19.yy gelindiğinde çello için konçerto ve benzeri eserler Johannes Brahms ve Antonin Dvorak gibi isimler tarafından yazılmışlardı. 20. yy da da Sergei Prokofiev ve Dmitri Shostakovich gibi besteciler çello’nun olanaklarını keşfedip bir solo enstrüman olarak geliştirdiler.

Yaylı Bas (Kontrbas)
Çift bas (yaylı bas veya bas keman veya kontrbas ) olarak tanınan bu enstrüman, keman ailesinin en büyük ve en pes sesleri veren üyesidir. Genelde 1,80 m boyunda olup 4 teli vardır. Bazılarında bir telin uzatılıp tonu tizleştiren bir düzenek vardır. Ses çıkarmak için müzisyen bir eliyle perdelerde dolaşırken diğeriyle telleri çeker veya üzerinde yay gezdirir. Bottesini bu saz için görkemli konçertolar bestelemiştir.
Tarihçe:
3 telli baslar 18. ve 19. yy da çok yaygındılar ve bugün de Doğu Avrupa halk müziğinde kullanılmaktadırlar. 19.yy gelene kadar bası çalmanın tek yolu dışa eğimli bir yaydı. Daha sonraları müzisyenler telleri çekmeyi ve içe dönük yayla da ses çıkartmayı keşfettiler. Baslar orkestra ve oda müziklerinde kullanılagelmiştir. Bugün de jazz ve diğer popüler müzik türlerinde önemli bir ritm aletidir.
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Mesajgönderen Maket » 17 Eki 2007 14:16

. VE 17. YÜZYILLARDA TÜRK MÜZİK ÇALGILARI



16. yüzyıl, Osmanlı tãrihinde kanlı ve zaferli, Türk Mûsîkîsi tãrihinde ise karanlık bir dönemdir. Bir önceki evrede Karakoyunlu, Akkoyunlu ve Memlûk gibi civar ülkeleri zayıflatan Osmanlı Devleti, 16. yüzyıl başında Anadolu’yu, Mezopotamya’yı ve Kutsal Toprakları tamãmen ele geçirmiştir. Dönemin en önemli sosyo-politik olayı, Safevî tarikatı şeyhi ve sonra Safevî Îran Devleti’nin hükümdãrı Şah İsmãil’in, kışkırtıcılığı yüzünden, 1502’den îtibãren Doğu Anadolu’da patlak veren Şîî-Sünnî kutuplaşmasıdır. Şah İsmãil, Fãtih Sultan Mehmet tarafından mağlubedilen Akkoyunlu Devleti’nin mîrãsını devralmakla kalmayıp, Sünnî olan Îranı zorla Şîîleştirmiş, Osmanlı yönetiminden hoşnutsuz kalan Anadolu Türkmenlerini, bu yolla Osmanlı Devleti’ni parçalamak üzere kullanmaya girişmiştir. Bu olaylar Osmanlı’nın Anadolu’daki varlığını tehlikeye düşürünce, Sultan II. Bãyezid’ın oğulları Ahmet, Korkud ve Selim şehzãdeler, durumdan istifãde ederek iktidar kavgasına tutuşmuşlardır. Nihãyet 1512 yılında şehzãde Selim, hasta babası II. Bãyezid’i tahttan indirerek Osmanlı hükümdãrı olmuş ve saltanat rakiplerinin hepsini, büyük mûsîkîşinas şehzãde Korkud dãhil, öldürtmüştür . Böylece, Türk Mûsîkîsi tãrihi açısından Şark Dönemi adını verdiğimiz, Kasr-ı Şirin (1639) antlaşmasına değin Şîî Îran ile Sünnî Osmanlı arasında siyãsî çekişmelerin süregeldiği yeni bir dönem başlamıştır.
Sertliği sebebîle Yavuz lâkãbıyla anılan Sultan I. Selim, vakit kaybetmeyerek Şah İsmãil tehdidinin karşına dikilmiş, Îran Sefer-i Hümãyûnu’nu bizzat yönetmiş ve Anadoludaki Şîî-Alevî başkaldırıyı, 1514’te Ağrı Dağı eteklerinde, Çaldıran Ovası zaferiyle geriletmiştir. Bunun uzantısında, zamanının büyük kültür merkezi olan Tebriz şehri alınmış, buradaki sanatkâr insanların hemen hepsi İstanbul’a, Saray-ı Hümãyûn’e nakledilmiştir 1.
Çaldıran seferinin diğer bir sonucu da, Şãfiî mezhebinden olan Güneydoğu Anadolu Kürtlerinin, Şîî baskısından kurtularak Osmanlı Devletine katılmaları olmuştur, ki zamãn içinde Kürtler, yöresel birikimleriyle Türk Kültürü’nün bir parçası hâline gelmişlerdir 1.
Yavuz Sultan Selim, Çaldıran gãlibiyetîle yetinmemiş, iki sene sonra tekrar sefere çıkmış, 1516 yılında Mercü-d Dãbık ve 1517 yılında Ridãniye zaferleri uzantısında Memlûk Devleti’ni yıkmış, Hilâfeti ele geçirmiş ve Şîîliğe karşı İttihãd-ı İslâm (İslãm Birliği) idealini gerçekleştirmiştir 1. 1520’de I. Selim’in ölümü üzerine tahta çıkan Kãnûnî Sultan Süleyman, babasının fetih siyãsetini devãm ettirmiş,

Bağdat ve Belgrad gibi önemli şehirlerin yanısıra, Balkanlar’ın, Ege’nin, Doğu Anadolu’nun, Kuzey Afrika’nın ve Arabistan’ın büyük bir kısmını Osmanlı İmparatorluğuna katarak bir Cîhan Devleti yaratmıştır 1.
Fetihlerle dolu bu çağın mûsîkîsi hakkında, ne ilginçtir ki, elimizde hemen hiç kaynak yoktur. Benzer şekilde, bu dönemin Osmanlı Saray Mûsîkîsi’ne dãir elimize çok az eser ulaşabilmiştir. Asgarî bilgiler ışığında, 16. yüzyılın ilk yarısında Hasan Can Çelebi’yi (1490-1567), Nefirî Behram Ağa’yı (? - 1560), Aziz Mahmud Hûdãyî’yi (1543 - 1628) ve I. Süleyman zamanında “Şevknãme” adlı eseri yazan Abdül Ali Efendi’yi farkediyoruzİlyas Şücã Revãnî (1475-1524) 3 adlı bir Türk şãir ise, “İşãretnãme” adlı mesnevisinde döneminin mûsîkî çalgılarını tasvir etmiş, Çeng, Tanbur, Ud, Kãnun, Def, Kemençe, Ney, Kopuz adlı sazlardan bahsetmiştir . Hemen sonra, Durak Ağa’ya (ö. 1566) 3 ve Nihãnî Çelebi’ye 5 ait iki ayrı “Saznãme” bulunduğunu öğreniyoruz. 16. yüzyılın sonlarına doğru ise, Osmanlı Saray Mûsîkîsi’ni temsîlen Hatip Zãkîrî Hasan Efendi (1545-1623) ile Gãzî Giray Bora Han’a (1554-1607) ve Anadolu Halk Müziği’ni temsîlen Halk Ozanları Pir Sultan Abdal ile Rûşen Ali Köroğlu’na rastlamaktayız 3,
16. yüzyıl mûsîkî tãrihi, aşağı yukarı zikredilen bu kıt bilgilerden ibãret kalmaktadır. Bu evrede, sanki derin bir kültürel çalkantı yaşanmış, Saray ile Halk birbirlerinden kopuvermişlerdir. Şîî-Sünnî karşıtlığının had safhaya varmasını izleyen yarım asır içindeki kültürel sessizlik, ãdetã bu kopukluğun izlerini taşımaktadır 2.


17. yüzyıldan îtibãren ise bir uyanış gözlenmektedir. Özellikle IV. Murad tarafından Bağdat’ın ikinci defã Safevî Devleti’nden alınması üzerine imzãlanan Kasr-ı Şirin (1639) antlaşmasının ardından, Osmanlı Mûsîkîsi’nin yükselişe geçtiği bir çağ başlamıştır. Bu dönemde, IV. Murad’ın Bağdat’tan dönüşünde İstanbul’a berãberinde getirdiği Şahkulu adlı meşhur bir mûsîkîşinas; geleneksel Karacaoğlan ismini alan gezgin bir Doğu Anadolu Halk Ozanı (1605-1679) ve Enderun mûsîkîşinaslarından Ali Ufkî lâkaplı Polonya asıllı Albert Bobowski (1610-1675) ] ismindeki nota-yazarı göze çarpmaktadırlar
Aynı dönemde yaşamış diğer iki önemli kişi de, 1609 yılında İstanbul’da doğmuş olan ünlü bilgin Kâtip Çelebi 3 ile, 1611 yılında Kütahya’da doğmuş olan ve “Seyahatnãme”si ile ün kazanan Evliyã Çelebi’dir 5.


Mûsîkî kãbiliyeti dolayısıyla IV. Murad tarafından ödüllendirilen Evliyã Çelebi, özellikle İstanbul’daki müzik yaşamından bahsederken, şehirde 4000 kadar görevli mûsîkîşinas, yüzlerce hãnende ve yüzlerce lütiye (çalgı yapımcısı) bulunduğunu, askerî zümrelerin dahi kendi mûsîkî loncaları olduğunu yazmaktadır 5.
Henry Farmer, Kãtip Çelebi’nin Zeşf-üz-zünun adlı ansiklopedik eserinde 19; aynı zamanda iyi bir mûsıkişinas olan Evliyã Çelebi’nin Seyahatnãme adlı gezi-yazılarında ise 76 adet çalgı zikredildiğini yazmaktadır 5.

Dolayısıyla, konumuzla ilgili en öncelikli bir kaynak olarak Evliyã Çelebi’nin Seyahatnãmesini 5 değerlendirmek yerinde olacaktı
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

ÖncekiSonraki

Dön Müzik Odası

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir

cron