Zaman: 24 Nis 2014 19:15

Ruh Sağlığı ve Akıl Hastalıkları..

  
Hastalıklar ve şifaları yaşadığımız sağlık sorunlarımızı burada paylaşalım!

Moderatörler: hawk, SüperMod

Ruh Sağlığı ve Akıl Hastalıkları..

Mesajgönderen maialmila » 15 Kas 2010 21:34

RUH SAĞLIĞI
Resim
Ruh sağlığı, erken çocukluktan ölüme kadar devam eden ve düşünce, iletişim becerileri, öğrenme, duygusal gelişim, kendine güven gibi bir dizi süreci ifade eden bir kavramdır.

Genel olarak bakıldığında birey yaşamını, geçmekte olan bir zaman diliminin içinde ve değişen mekanlarda; kendisiyle, ailesiyle, yakın çevresiyle, içinde yaşadığı toplumla ve yaptığı iş ya da görevi, ile yoğun bir ilişkiler ağı içinde sürdürmektedir. Eğer bu ilişkiler ağında denge uyum ve doyum mevcut ise birey ruhsal açıdan sağlıklıdır.

Freud bireyin ruh sağlığı açısından sağlıklı sayılabilmesi için temel iki ölçütün “çalışma ve sevmek’” olduğunu bildirmiştir. Bir kişinin ruhsal durumu, o kişinin genetik yapısı ve yaşam deneyimlerinden etkilenmektedir.
Ruh sağlığını tanımlamak güçtür. Çünkü aynı toplum içinde bile olsa, kültürel özelliklerin etkisi çok büyüktür. Ruh sağlığı tanımlamasındaki güçlükler ve etiolojisine ilişkin bilgilerin sınırlılığından dolayı koruyucu ruh sağlığı programlarının gelişmesi gecikmiştir. Bu nedenle yalnız ülkemizde değil bütün dünyada temel sağlık hizmetleri içerisinde ruh sağlığı hizmetlerinin gelişmesi diğer sağlık hizmetlerine göre geç olmuştur.

Ruh sağlığı alanı hızla gelişen bir alandır. Çünkü yapılan çalışmalar davranış ve beyin arasındaki karmaşık yapının anlaşılmasına ve elde edilen bilgilerin uygulamada kullanılmasına zemin hazırlamaktadır.
Günümüzde ruh sağlığı alanında etkin tedavi yöntemleri geliştirilmekte ve ruhsal bozukluğu olan kişiler tedavi edilebilmektedirler. Buna karşın ruhsal bozukluğu olan kişilerin yaklaşık yarısının tedavi hizmeti alamadığı bilinmektedir.
Bunun en temel nedenlerinden biri, toplumda ruhsal bozukluğu olan kişilerin damgalanmasıdır. Damgalanma sonucu kişinin tedavi hizmetinden yararlanması sınırlanmakta, çalışma yaşamı, toplum kaynaklarına ulaşması, tedavi ve sosyal hizmetlerden yararlanma oranı düşmektedir.
*
saglikveegitim.com

Artık her şey kalbime vuruyor. Yol içinde yollar gidiyorum. Ayrıntılara takılıyorum. .. Yol bir metafora dönüşüyor. Sonunda bir söz yankılanıyor içimde.
“Amor fati: Kaderi sev!''..YAZGINLA KENDİN OL..!
Kullanıcı avatarı
maialmila
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 1329
Yaş: 40
Kayıt: 13 Eyl 2010 5:50
Konum: Antalya
Teşekkür edildi: 91
Teşekkür alındı: 67 kere forum 62 Mesajlar

Mesajın sahibi: maialmila
Altda listelenen kullanıcılar bu başlığa teşekkür ettiler.

Kayser

Re: Ruh Sağlığı ve Akıl Hastalıkları..

Mesajgönderen maialmila » 15 Kas 2010 21:39

Sağlık, bedensel, ruhsal ve toplumsal iyilik hali olarak tanımlanır. Bu çok genel tanımdır. Her belirti bir hastalık değildir, eğer her belirtiyi bir hastalık olarak düşünecek olursak hiç kimsenin sağlıklı olduğunu söyleyemeyiz.

Ruh sağlığının tanımını yapmak daha güçtür.
Ruh sağlığı, kişinin kendisi ve diğer insanlarla uyum ve denge içinde olmasıdır.
Bu uyum katı kurallara bağlı olmayıp değişkenlik ve belli ölçülerde esneklik taşır.
Hemen akla ruh sağlığı yerinde olan bir kişi ne gibi özellikler taşır sorusu gelir.
Resim
Kişinin kendi kendisi ile uyumlu olması, nedeni belli olmayan ve uzun süren kuruntu, kaygı korku ve kuşkulardan uzak olması,
Kişi yakın ve uzak çevre ile sağlıklı bir ilişki ve iletişim kurabilmelidir.
Kişi yakın ve uzak çevre ilşkileri dışında saygı duymalı, sevebilmeli bunun karşılığında saygı duyulan sevilen bir kişi olabilmelidir.
Kendine güvenmeli, yetenekleri, özellikleri, gruba göre artı ve eksileri ile kendini değerlendirebilmeli ve kabul etmelidir.
Toplumda bir yeri olmalı, iş yapmalı, başarmalı ve başarıları ile mutlu olmalı, daha iyiye ulaşmak için çaba göstermelidir
Gelecek için gerçekçi planları olmalı, bunlara ulaşma çabası içinde olmalı eğer bu amaçlara ulaşamazsa yerine geçebilecek yeni planlar yapabilmelidir.
Karşılaştığı engeller karşısında yılmamalı, bunlarla başetme gücü olmalıdır.
Bağımsız karar verme ve uygulama yetisi olmalıdır.
İçine bulunduğu toplum ile uyum içinde olan inanç ve değer yargılarına sahip olmalıdır.
Kişi herşeyi zamanında yapma becerisine sahip olmalı, Eğlenme, dinlenme sosyal aktivitelere katılma, kendini geliştirme için zaman ayırabilmelidir


Sigmund Freud ruh sağlığını " Sevmek ve çalışmak" olarak tanımlar.

Gerçekten sevebilen, paylaşabilen ve çalışan bir kişi ruh sağlığını koruyor demektir.
Belki de Goethe'nin yaptığı olgun insan tanımı aynı zamanda ruh sağlığı yerinde olan birisinin tanımı olarak da kabul edilebilir.

Çünkü "Olgun insan kendine gülebilen insandır." demektedir.
Aynı şekilde "Ruh sağlığını koruyabilen insan kendine gülebilen insandır." denebilir.

Ruh sağlığı içinde yaşanılan koşullara göre değişebilir, bozulabilir veya koşullar düzelince düzene girebilir. Kişileri siyah-beyaz gibi ruh sağlığı yönünden sağlıklı ve sağlıksız olarak değerlendirmek olası değildir. Ruh sağlığının bozulması kişinin yakın çevresi ve iş ortamı, başarma düzeyi vb. faktörleri olumsuz yönde etkilediğinden; ruh sağlığının bozulması fiziki hastalıklardan daha derin sorunlar yaratabilmektedir.
*
Uzm. Psk. Gülden UMURTAK

Artık her şey kalbime vuruyor. Yol içinde yollar gidiyorum. Ayrıntılara takılıyorum. .. Yol bir metafora dönüşüyor. Sonunda bir söz yankılanıyor içimde.
“Amor fati: Kaderi sev!''..YAZGINLA KENDİN OL..!
Kullanıcı avatarı
maialmila
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 1329
Yaş: 40
Kayıt: 13 Eyl 2010 5:50
Konum: Antalya
Teşekkür edildi: 91
Teşekkür alındı: 67 kere forum 62 Mesajlar

Re: Ruh Sağlığı ve Akıl Hastalıkları..

Mesajgönderen maialmila » 15 Kas 2010 21:44

Ruh Sağlığının Önemi

Günümüzde ruh bilimi (psikoloji) ve ruh hekimliği (psikiyatri) ruh sağlığı konularını işleyen iki önemli bilim dalıdır.
Ruhbilim kişilik, davranış ve düşünce özelliklerini çevre şartlarına bağlı olarak inceleyen bilim dalıdır.

Ruh hekimliği ise ruhsal hastalıkların özelliklerini ve bunların tedavi yöntemlerini inceleyerek ruh hastalarını topluma kazandırmaya çalışır.

Ruhsal bozukluklar, bazı bedensel hastalıklar şeklinde belirtiler gösterebilir.
Bu nedenle ruhsal ve bedensel hastalıklar birbirleriyle yakın ilişkidedir.
Örneğin stres mide asidini artırarak ülser başlamasına sebep olabilir.

Ruhsal hastalıklara bakış, tarihsel süreçte oldukça farklılıklar göstermiştir.
Orta çağ'da ruh hastaları şeytanla iş birliği yapıyor diye yakılmışlardır.
Osmanlı Devleti'nde ise bu hastalara, özel bakım evleri gerektiği düşüncesi oluşmuş, ilk akıl hastahanesi Kayseri ve Manisa'da kurulmuştur.
19. yüzyılda ruh hastalıkları tedavisi yönünden önemli bir aşama gerçekleşmiş, Avusturyalı Hekim Sigmund Freud'un (Sigmund Froyd) Psikoanaliz yöntemi ortaya çıkmıştır.
20. yüzyılın 2. yarısında ise bu hastalıkların tedavisinde birçok ilâç kullanıma girmiştir.
Günümüzde hastaların toplumdan soyutlanıp kapalı yerde tutulması yerine, etkin tedavilerle en kısa sürede kendi çevresine katılabilmesi gerektiği düşünülmektedir.
*
hayatkurtaran.blogspot.com

Artık her şey kalbime vuruyor. Yol içinde yollar gidiyorum. Ayrıntılara takılıyorum. .. Yol bir metafora dönüşüyor. Sonunda bir söz yankılanıyor içimde.
“Amor fati: Kaderi sev!''..YAZGINLA KENDİN OL..!
Kullanıcı avatarı
maialmila
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 1329
Yaş: 40
Kayıt: 13 Eyl 2010 5:50
Konum: Antalya
Teşekkür edildi: 91
Teşekkür alındı: 67 kere forum 62 Mesajlar

Mesajın sahibi: maialmila
Altda listelenen kullanıcılar bu başlığa teşekkür ettiler.

Kayser

Re: Ruh Sağlığı ve Akıl Hastalıkları..

Mesajgönderen maialmila » 15 Kas 2010 21:50

Çocuk Ruh Sağlığının Önemi
Resim
Çocuk, kişiliğinin temelini oluşturan ilk ruhsal yapıyı 0-6 yaşlarında oluşturmaktadır. Bu dönemden sonra ilk yaşantılarıyla birleştirip ruhsal yapısını tamamlayarak yaşamını sürdürür.

Çocuğun kendi başına bir fert olduğunu hissedip ilk izlenim ve yaşantılarını kazandıracak ana-baba, daha sonra ailenin diğer bireyleridir.
Günümüzde yapılan araştırmalar göstermiştir ki, çocukla onu yetiştiren arasındaki ilişkinin çocuğun gelişiminde rolü büyüktür.
Çocuğun anne-baba ile sağlıklı ilişkiler içinde geçireceği ilk yıllar, onun geleceğinin en önemli güvencesidir. Başta anne olmak üzere diğer aile bireyleri, olumlu ya da olumsuz etkileriyle çocuğu gelecekte yaşamını sürdürmeye aday olarak hazırlamakta ya da onun gelecekte mutsuzluğun temellerini atmaktadır.

Çocuk erişkin insanın küçük bir örneği değildir.
Çocuğun sürekli gelişen ve değişen bir birey olduğu göz önünde bulundurularak farklı yaşlarda farklı ruhsal özellikleri olduğu bilinmelidir.
Yani çocuğun ruh sağlığı açıklanırken onun gelişimsel özelliklerini de bilmek gerekir. Örneğin, korku çocukluk çağında sıklıkla görülen ruhsal bir durumdur.
Karanlıktan, öcüden korkan çocuk yadırganmaz ama bu korkuları yetişkin biri gösterdiğinde pek normal sayılmaz ya da iki yaşındaki bir çocuğun istediğini elde etmek için yere yatıp tepinmesi o çağ için normal görülürken yetişkin bir insanın bunu yapmasına nasıl bakılabilir?

Bu nedenle çocuk davranışını yetişkin davranışına göre değerlendirmek yanlış olur.

Çocuk kendine özgü özellikler göstermekle kalmaz, hızlı ve şaşırtıcı değişmeler gösterir.
Üç yaşındaki bir çocuk ile beş yaşındaki bir çocuk gelişimsel özellikler yönünden birbirine benzemez. Görülüyor ki, çocukta ruh sağlığının değerlendirilmesi, gelişim dönemlerinde beliren ruhsal niteliklerin ayrıntıları ile bilinmesine bağlıdır.

Çocukların fiziksel sağlıklarının yanı sıra ruh sağlıklarının da normal sınırlar içinde bulunması gelecekte sağlıklı bir toplumun oluşması anlamına gelir.
Ruh sağlığı yerinde olan toplumda eğitimci ve yönetici kadrolarında çalışacak olan bu kişilerin ülkeyi daha iyi yarınlara götürmeleri mümkün olabilir.

Ruh sağlığı normal olarak büyüyüp gelişen çocuklar, anne-baba olduklarında yine “normal” diye tanımladığımız sınırlarda çocuklar yetiştirebilir.

Her çocuk ayrı bir dünyadır.
Çocuk yetiştirmek ise en kutsal, en büyük, en zor, hayat boyu devam ettirilmesi gereken en önemli sanattır. Gelecek açısından düşünüldüğünde bu konunun önemi her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır. Daha doğacak çocuk anne karnında iken anne- babaların kafasında birçok soru işareti oluşur.
“Kız mı? Erkek mi? Sağlıklı doğup büyüyecek mi? Ailemizde ve günlük hayatımızda nasıl bir değişiklik olacak? İleride nasıl bir insan olacak? Okul başarısı iyi olacak mı? Nasıl bir meslek sahibi olacak? Hayatta başarılı olacak mı?” gibi sorularla çocuğu beklemeye koyulurlar.
Çocuk dünyaya geldiğinde çocukla anne arasındaki ilişkinin çocuğun gelişiminde rolü büyüktür.

Duygusal yönden sağlıklı bir anne için çocuk sahibi olmak normal bir durumdur. Anne çocuğunu bir hediye alarak benimser.
Problemli bir anne için ise çocuk; yeni bir problem, bakım isteyen bir obje, bir sorumluluk veya bir ceza olarak kabul edilir. Bu yüzden bu tip anneler başlangıçta erken teşhis edilip tedavi edilirse, yetişmekte olan çocuğa yardım edilmiş olur.
*
kucukinsan.com

Artık her şey kalbime vuruyor. Yol içinde yollar gidiyorum. Ayrıntılara takılıyorum. .. Yol bir metafora dönüşüyor. Sonunda bir söz yankılanıyor içimde.
“Amor fati: Kaderi sev!''..YAZGINLA KENDİN OL..!
Kullanıcı avatarı
maialmila
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 1329
Yaş: 40
Kayıt: 13 Eyl 2010 5:50
Konum: Antalya
Teşekkür edildi: 91
Teşekkür alındı: 67 kere forum 62 Mesajlar

Re: Ruh Sağlığı ve Akıl Hastalıkları..

Mesajgönderen maialmila » 15 Kas 2010 21:57

STRES
Resim

Günümüz toplumunun en önemli rahatsızlıklarından biri STRES. Kelime anlamı gerginlik olan bu durum kendini: sürekli vücut ağrıları, baş ağrısı, yorgunluk halsizlik aşırı sinirlilik gibi belirtilerle ortaya çıkarıyor.

Hayatımızdaki her türlü değişim stresi oluşturabilir. Daha çok istenmeyen değişiklikler stres oluştursa da bazen arzulanan ve istenen değişimlerde strese neden olabilir.
Mesela piyangodan büyük ikramiyeyi belki herkes bekler ama bu durumun getirdiği değişimi kaldıramayıp ciddi stres yaşayanlar çok görülmüştür.
İstenmeyen değişimleri kontrol etmek elimizde olmadığından onlarla mücadele etmek daha zordur ve stresi artırır. Ruh dünyamızda ciddi sıkıntılarla kendini gösterir.

Bireyin kendisi bazen stres kaynağı olabilir. Yıllar boyunca edindiğiniz alışkanlıklar bazen stres sebebi olabilir.

Fiziki şartlarında stres faktörü olabileceğini unutmamak gerekir. Aşırı gürültü ortamları, stresi ortaya çıkarabilecek bir faktördür.

Sürekli gergin iş ortamı: Günümüzün önemlice bir kısmının geçtiği iş ortamındaki gerginlik en önemli stres kaynaklarından biridir.

Sürekli gergin aile yaşantısı: Aile yaşamındaki gerginlikler kaygı derecemizi fazlaca artırabilir.

Stres her zaman olumsuz değildir.
Zaman zaman başarıyı artırıcı bir faktörde olabilir. Bizim için sorun oluşturacak durum olumsuz, hayatımızı kötü etkileyen “stres” dir.

Onunla mücadele ederken mücadele ederken takip edilecek birkaç yol var.Stresimizin geçmesini zamana bırakmak doğru bir yaklaşım değildir. Bun çözmek için aktif mücadele gerekir.

Stresi ortaya çıkaran durum değiştirmeye çalışmak.

Stresi doğuran durumu kabul etmek,

Stresi doğuran durum yok etmek,

Stres faktörüne boş vermek

Kendi kendimize yenemediğimiz stresler için profesyonel yardım alınabilir.
Resim

*
Mustafa Güveli
En son maialmila tarafından 15 Kas 2010 22:02 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.

Artık her şey kalbime vuruyor. Yol içinde yollar gidiyorum. Ayrıntılara takılıyorum. .. Yol bir metafora dönüşüyor. Sonunda bir söz yankılanıyor içimde.
“Amor fati: Kaderi sev!''..YAZGINLA KENDİN OL..!
Kullanıcı avatarı
maialmila
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 1329
Yaş: 40
Kayıt: 13 Eyl 2010 5:50
Konum: Antalya
Teşekkür edildi: 91
Teşekkür alındı: 67 kere forum 62 Mesajlar

Re: Ruh Sağlığı ve Akıl Hastalıkları..

Mesajgönderen maialmila » 15 Kas 2010 22:01

Depresyon Nedir?
Resim
En az iki haftalık süre içerisinde aşağıdaki belirtilerden en az beşi sizde varsa DEPRESYON sorgulanmalıdır.

*Çökkün bir ruh hali, ilgi kaybı yada yaptıklarından zevk alamama
*Günlük iş ve gücünü yapamama,günlük işlere karşı isteksizlik,


Perhiz yapmadığı halde aşırı kilo kaybetme yada kilo alma ( Bir ayda vücud ağırlığının %5 inden fazlasını alma yada verme.) İştah kaybı yada aşırı iştah.

Hemen hergün aşırı uyma yada uykusuzluk,

Sıkıntı huzursuzluk yerinde duramama,

Kendini yorgun bitkin halsiz hissetme (enerjisi çekilmiş gibi hissetme)

Kendini değersiz aşağılık yada suçlu gibi hissetme,

Dikkatini bir noktaya toplayamama,

Cinsel istekte aşırı azalma yada istek kaybı,

Halk arasında sıkıntı ile giden bütün hastalıklar depresyon olarak adlandırılmaktadrı. Ancak depresyon bunların hepsinin ötesinde özel bir durumdur. Yukarıda saydığımız belirtilerin hepsinin herkeste görülmesi beklenmez. Önemli olan bu belirtilerin kişinin sosyal mesleki ve insani ilişkişerinin ne kadar etkilendiğidir. İş güç yapamayan insani iliişkilerini sürdürmekte zorlanmaya başlayan bir kişi hastalık sınırlarını zorlamaya başlamış birisi demektir. Çünki depresyonun da kendi içerisinde basamakları vardır. En ağırından Major depresyonla depressif yakınmaları olan bir kişi arasında dağlar kadar fark vardır. Ancak her ikiside sonuçta biribirine dönüşebilir.

Sayılan belirtiler içerisinde birbirine zıt görünen belirtiler olmakla birlikte depresyonun farklı alt tiplerinin ayrımı ancak uzman bir gözle ve belirtilerin tümü birlikte değerlendirildiğinde olacak bir iştir.

Etrafınızdaki herhangi birinde bu belirtiler varsa ve günlük hayatını etkiliyorsa bu kişi depresyonda olabilir dikkatli olun. Bu belirtiler herkeste zaman zaman olabilir. Dikkat etmek gereken en önemli iki noktayı tekrar hatırlatalım.

1-Belirtilerin süresi
2-Günlük yaşamı ne kadar etkiledikleri.

Tedavide iki ana prensip vardır.
1-İlaç tedavisi
2-Psikoterapi metodları.Bu iki yöntem birlikte uygulandıklarında eni iyi cevaplar alınır.

Bütün hastalık belirtileri geçtikten sonra yapılması gereken şey en az 6 ay daha ilaç kullanımı ve belirli aralarla psikiyatristinizle görüşmektir. Unutmayın bir kez depresyon geçirmek ikincisinin daha kolay gelmesine işarettir.
*
Mustafa Güveli

Artık her şey kalbime vuruyor. Yol içinde yollar gidiyorum. Ayrıntılara takılıyorum. .. Yol bir metafora dönüşüyor. Sonunda bir söz yankılanıyor içimde.
“Amor fati: Kaderi sev!''..YAZGINLA KENDİN OL..!
Kullanıcı avatarı
maialmila
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 1329
Yaş: 40
Kayıt: 13 Eyl 2010 5:50
Konum: Antalya
Teşekkür edildi: 91
Teşekkür alındı: 67 kere forum 62 Mesajlar

Re: Ruh Sağlığı ve Akıl Hastalıkları..

Mesajgönderen maialmila » 15 Kas 2010 22:06

Depresyon:
Üzgün ruh hali ve daha önce yapmaktan hoşlanılan aktivitelere ilgi kaybı ile tanınan, dünyada 4. büyük hastalık yüküne neden olan bir ruhsal bozukluktur.
Dünyada 340 milyon kişinin depresyon tanısı aldığı tahmin edilmektedir.

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde 15-44 yaşlar arasında kadınlarda hastalık yükünün en önemli nedeni iken, erkeklerde 2. sırada yer almaktadır. Ayrıca yılda 900.000 ölümün depresyona bağlı intiharlardan gerçekleştiği belirtilmektedir.
Depresyon yaygınlığı ve insan yaşamındaki önemi nedeniyle ülkemizde de önemli bir halk sağlığı sorunu niteliği taşımaktadır. Ruh sağlığı araştırma sonuçlarına göre;

ülkemizde ruhsal rahatsızlık sıklığının %17.2, ağrı bozukluğu dışta tutulursa en sık rastlanan ruhsal rahatsızlığın depresyon olduğu belirlenmiştir.
Tanı alan kişilerin ruh sağlığı hizmetine başvuru oranı ise sadece %4.7′dir.

*
saglikveegitim.com

Artık her şey kalbime vuruyor. Yol içinde yollar gidiyorum. Ayrıntılara takılıyorum. .. Yol bir metafora dönüşüyor. Sonunda bir söz yankılanıyor içimde.
“Amor fati: Kaderi sev!''..YAZGINLA KENDİN OL..!
Kullanıcı avatarı
maialmila
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 1329
Yaş: 40
Kayıt: 13 Eyl 2010 5:50
Konum: Antalya
Teşekkür edildi: 91
Teşekkür alındı: 67 kere forum 62 Mesajlar

Re: Ruh Sağlığı ve Akıl Hastalıkları..

Mesajgönderen maialmila » 15 Kas 2010 22:13

Çocukluk ve Ergenlik Döneminde Görülen Uyum ve Davranış Sorunları
Resim
Kekemelik:
Kekemelik terimi sözel iletimi sıklıkla ve önemli ölçüde bozan konuşma kusurları anlamında kullanılmaktadır. Kekemeliğin en açık görülen özelliklerinden biri kelimelerin, cümlelerin ve özellikle hecelerin tekrarıdır.Tekrarlamalar özellikle çocuklarda normalde 4-5 yaşına kadar görülebilmektedir. Bu masum tekrarlarla kekemeliğin birbirinden ayırt edilmesi gerekmektedir.
Hastalık genellikle 12 yaşından önce çoğunlukla 2-7 yaşları arasında başlar.
2-5 yaşlar arasında başlayan kekemelikler genellikle geçici olmaktadırlar.

Çocuklarda düşünce hızının konuşma hızını geçtiği bu yaşlarda henüz yetersiz konuşma ile düşünce ifade edilememekte bu nedenle konuşma bozukluğu ortaya çıkmaktadır. Buna fizyolojik (gelişimsel) kekemelik denir. Bu durum her çocukta görülmemekte; ancak konuşma bozukluğuna yatkın olan çocuklarda rastlanmaktadır.
Kekemeliğin ruhsal durumlarla yakın ilgisi olduğu çeşitli gözlemlerlerle belirlenmiştir. Nitekim, kekemelikte gırtlak, ses telleri, ağız veya dil gibi konuşmayla ilgili organlarda hiç bir bozukluk saptanmamıştır.

Bozukluğun şiddeti, çocuğun içinde olduğu duruma göre değişir.
Kekemelik stresin yoğun olduğu durumlarda artar. Konuşma çok yavaş veya çok hızlı olabilir. Genellikle, şarkı söylerken ve şiir okurken kekeleme olmaz. Ağır durumlarda elini, dizini masaya vurma gibi tekrarlayan vücut hareketleri konuşmaya eşlik eder.
Kekelemeye kötü bir huy diye bakmak yanlıştır. Bir hastalık, hele hiç değildir.
Kekeleme, bir belirtidir. Kekemeliğin oluş nedenleri kesin olarak bilinmemektedir. Ancak, psikolojik, bir hastalığa bağlı olarak ya da çevresel etkenlerle ortaya çıkabileceği bildirilmiştir.
Kekemelik şu sebeplerle başlayabilir:

a). Çocuğun zekasının yeterli olmayışı ve daha zor ve yetersiz öğrenmesi,
b). Çocuğun başarılı olması için çevresinden ve özellikle ana-babasından gördüğü zorlanma, buna karşı, çocukta sıkıntının geliştirilmesi,
c). Sol elini kullanan bir çocuğun ısrarla sağ elini kullanmaya zorlanması,
d). Ana-babanın aşırı mükemmeliyetçi bir karakterde olması, hoşgörü eksikliği, gereğinden fazla disiplin uygulanması.

Kekeme çocukların ailelerinde, ana-babalarının aşırı titiz ve kuralcı olduğu gözlenmiştir. Bu anne ve babaların çocuklarının konuşmasına aşırı önem verdikleri gözlenmiştir. Ayrıca erkek çocuklarda kız çocuklara oranla kekemelik daha sık görülmektedir.
Kekemeliğin başlamasında korku en büyük rolü oynamaktadır.
Halk arasında da bu kanı yaygındır. Aile, kekeleyen çocuğa daha sorulmadan "hiç bir şeyden de korkmadı ki, niye oldu anlayamadım" diye dile getirmektedirler.
*

nuveforum.net/685-psikiyatri

Artık her şey kalbime vuruyor. Yol içinde yollar gidiyorum. Ayrıntılara takılıyorum. .. Yol bir metafora dönüşüyor. Sonunda bir söz yankılanıyor içimde.
“Amor fati: Kaderi sev!''..YAZGINLA KENDİN OL..!
Kullanıcı avatarı
maialmila
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 1329
Yaş: 40
Kayıt: 13 Eyl 2010 5:50
Konum: Antalya
Teşekkür edildi: 91
Teşekkür alındı: 67 kere forum 62 Mesajlar

Re: Ruh Sağlığı ve Akıl Hastalıkları..

Mesajgönderen maialmila » 15 Kas 2010 22:17

Kekemeliğin tedavisinde ilk önce çocukla görüşülerek onun psikolojik durumu hakkında bilgi edinilir.
Kekemeliğin altında yatan psikolojik faktörler ortaya çıkarılarak buna yönelik tedaviler uygulanır.

Çocuğun düzgün konuşması için sürekli zorlanmaması, konuşurken, sabırla dinlenilmesi, konuşmasının kesilmemesi; zaten kolaylıkla oluşan yetersizlik duygusunu pekiştirici tutumlardan (alay etme, utandırma, zorlama gibi) kaçınılması gerekir.
Kekeme çocukların kendilerine göre bir psikolojileri vardır.
Bu çocuklar, özellikle kendi kekemeliklerinden, etkilenirler.
Dikkatleri kendilerine dönük olur.
Özellikle kendi seslerini ve konuşmalarını takip ederler, grup içinde oldukları zaman huzursuzluk ve sıkıntıları ve konuşmalarındaki tutukluk daha da artar.
Oyunlara iştirak etmez ve yalnızlığı seçerler.
Alıngan, inatçı ve karşı çıkıcı olur. Bu huylarından dolayı anne-baba ile aralarındaki gerginlik ve sürtüşme giderek artar.

Sabırlı ve düzenli bir tedavi, hoşgörü bu konuşma kusurunun önemli ölçüde düzelmesini sağlar.

Ailenin aşırı titiz, düzenli, denetimci ve kuralcı tutumu gevşetilmelidir.

Kekemelik tedavisinde amaç, yalnız kekemeliğin düzelmesi değildir. Çünkü kekemelik, inatçı ve süregen bir belirtidir.
Toplum içinde çocuğu güç durumda bırakır, çocuğun kendine saygısını zedeler. Tedavinin esas amacı, çocuğun kendine saygısını korumaya yönelik olmalıdır.
Genellikle bu çocukların önemli olumlu özellikleri vardır. Bunları bulup, çıkarıp, dikkatini ve ilgisini bu olumlu yönlerine çevirerek, kekemeliğine önem vermemesi, öğretilmelidir.
Verilen önem azaldıkça kekemelik de giderek hafifler.
Konuşma tedavisi 6-7 yaşından büyük çocuklarda en etkin tedavi yöntemidir. Hafif vakalarda iyileşme tipik olarak 16 yaşından önce olur ve %60'ı kendiliğinden iyileşir.

Uzm. Dr. Metin ÜLGEN
Psikiyatri Uzmanı

Artık her şey kalbime vuruyor. Yol içinde yollar gidiyorum. Ayrıntılara takılıyorum. .. Yol bir metafora dönüşüyor. Sonunda bir söz yankılanıyor içimde.
“Amor fati: Kaderi sev!''..YAZGINLA KENDİN OL..!
Kullanıcı avatarı
maialmila
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 1329
Yaş: 40
Kayıt: 13 Eyl 2010 5:50
Konum: Antalya
Teşekkür edildi: 91
Teşekkür alındı: 67 kere forum 62 Mesajlar

Re: Ruh Sağlığı ve Akıl Hastalıkları..

Mesajgönderen maialmila » 15 Kas 2010 22:20

ALTINI ISLATMA (ENUREZİS):

Normal gelişmekte olan bir çocuğun, 4-5 yaşlarından sonra altını ıslatması durumudur. Şayet altını ıslatma durumu başlangıçtan itibaren var ve arada kuru kaldığı uzun bir dönem yoksa buna “birincil (primer) enurezis”, bir dönem idrarını tutabilmiş ve daha ileri yaşlarda tekrar altını ıslatmaya başlamışsa “ikincil (sekonder) enurezis” adı verilir.
İlkokula başlama çağında dahi % 10-12 gibi yüksek bir oranda görülür. Bu çocukların % 75’ inde 1.derece akrabalarda da benzer öykü alınır.
Tuvalet eğitimine erken başlanması ve sert tutum sergilenmesi çocukta ileride idrar kaçırma ve “karşıt olma-karşı gelme bozukluğu”nun görülmesine neden olur.
Ailede ölüm, ayrılık, geçimsizlik, okul başarısızlığı, kardeş doğumu gibi durumlar da çocukta sıkıntıya neden olarak ikincil altını ıslatmaya neden olabilir.
Kız çocuklarda görüldüğünde ilerde psikiyatrik bir rahatsızlığa yol açma riski daha fazladır. Bu çocukların anne-babalarında daha çok sorunu gizleme ya da nasıl olsa bizde de daha önce olmuştu, büyüyünce geçer düşüncesiyle tedaviye başvurmama gibi bir sorunla karşı karşıya kalınmaktadır.
Unutulmaması gereken diğer bir nokta tedavi edilmeyen çocuklarda pasif saldırganlık, içe dönüklük, utangaçlık gibi sorunların gelişebilmesi, ileri yaşlarda ise davranım bozukluklarının görülebilmesidir.
Bu hastalarda zeka geriliği, davranım bozukluğu, depresyon gibi diğer psikiyatrik sorunlar birlikte görülebilir.
Bu tür rahatsızlığı olan çocukların ailelerinde kolay öfkelenme, şiddet uygulama, çocuğu başkalarının yanında utandırma gibi yanlış tutum ve davranışlar da görülebilmektedir.
Bazı aileler ise aksine bu durumu sevecenlikle karşılama, bezleme yoluna gitmektedirler.
Tedavide klasik olarak; çocuğun asla bezlenmemesi, akşam sıvı alımının kısıtlanması, ıslatmadığı geceler için ödüllendirilmesi, idrar tutulmasını kolaylaştırıcı ilaçların kullanımı gibi yöntemler denenmekte ve başarılı olunmaktadır.
*
nuveforum.net

Artık her şey kalbime vuruyor. Yol içinde yollar gidiyorum. Ayrıntılara takılıyorum. .. Yol bir metafora dönüşüyor. Sonunda bir söz yankılanıyor içimde.
“Amor fati: Kaderi sev!''..YAZGINLA KENDİN OL..!
Kullanıcı avatarı
maialmila
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 1329
Yaş: 40
Kayıt: 13 Eyl 2010 5:50
Konum: Antalya
Teşekkür edildi: 91
Teşekkür alındı: 67 kere forum 62 Mesajlar

Sonraki


Benzer Başlıklar

saç sağlığı
Forum: Bayanlara Ait Sohbet
Yazar: seyhan
Cevaplar: 9
Baş Saglığı---Behçet Necatigil
Forum: Şiirler ve Güzel Sözler
Yazar: Maket
Cevaplar: 4
akıl ötesi fotolar
Forum: Resimler Bölümü
Yazar: abc
Cevaplar: 39
Yaşlı Sağlığı
Forum: Sağlık
Yazar: hawk
Cevaplar: 1
Ağız ve Diş Sağlığı
Forum: Site Tanıtımlarınız
Yazar: cenkdanyel
Cevaplar: 0

Dön Sağlık

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir