Zaman: 23 Ağu 2014 12:28

Hikayeler/ Romanlar/ Klasikler

  
Divan Edebiyatı,Klasik Türk Edebiyatı ve Düz Yazılar Örneklerini Bulabileceğiniz,Paylaşabileceğiniz Bölümdür.

Moderatör: SüperMod

Forum kuralları
Mesaj Panosu Kullanım Kuralları.

Burada yazmak istediğiniz düz yazı,deneme,roman vs. ne varsa bizimle paylaşabilirsiniz...

Dikkat etmemiz gereken hususlar; alıntı yapıyorsak alıntı olduğunu ve mümkünse nereden alıntı yaptığımızı belirtelim.
Bir başkasının eserini sanki kendimizin gibi yazmayalım...

Re: Hikayeler/ Romanlar/ Klasikler

Mesajgönderen Maket » 29 Şub 2008 21:34

“Koku”



Yazarı: Patrick Suskind
Yayınevi: Can Yayınları
Basım Yılı: 1998
Roman / Alman Edebiyatı

Rue Aux Fers’de bir balıkçı tezgahının yanında, bir kadın beşinci çocuğunu dünyaya getirir. Jean Babtiste Granouille diğer dört çocuk gibi aynı yerde doğmuştur. Granouille manastır tarafından bir sütanneye verilir. Annesi de diğer dört çocuğunun bu şekilde ölmesine neden olduğundan hüküm giyer ve bir kaç hafta sonra idam edilir.

Bir süre sonra Granouille sütanne Jeanne Bussie tarafından, Saint Merri Manastırına getirilir. Kadın çocuktan kurtulmak istemektedir. Granouille diğer bebeklerden farklıdır, normal bir bebek gibi kokmamaktadır. Daha doğrusu hiç kokmamaktadır. Sütanne çocuğun içinde şeytan olduğunu söyleyerek bebeği Papaz Terrier’ye bırakır. Bebeğin kokmadığını anlayan ve sütannenin söylediklerine inanmaya başlayan Peder de çocuktan kurtulmak ister. Papaz Terrier çocuğu Madam Galliard adında bir sütanneye verir ve bir yıllık ücreti de peşin öder.

Granouille artık Madam Galliard’ın evinde büyümektedir. Granouille’yi Madam’ın evinde hiç kimse sevmemektedir, hatta ondan rahatsız olmaktadırlar. Granouille güzel bir çocuk değildir, hatta çirkin bile denebilir. Ancak nefret edilecek kadar kötü veya çirkin bir çocuk da değildir. Granouille tüm insani duygulardan yoksun olarak büyür. Aşk, sevgi, başkalarını düşünmek gibi duygulardan hiçbirine sahip değildir. Granouille’in diğer insanlar gibi kokusu yoktur ama çok iyi koku almaktadır. Hatta kilometrelerce uzaktan bile her kokuyu ayırabilmektedir.

Granouille genç bir çocuk olduğunda bir dericinin yanında çalışmaya başlar. Çok zeki bir çocuk değildir ama çok çalışkandır. En zor işleri bile çok rahat yapabilmektedir. Bir gün patronu tarafından, işlenmiş derileri teslim etmek için bir parfüm dükkanına gönderilir. Burada kokular konusundaki marifetini gösterir. Parfümcü tarafından işe alınmak ister. Parfümcü, çocuğun patronu dericiyi çağırır. İyi bir para karşılığında Granouille’yi dericiden alır. Parfümcü şehrin en iyi parfümcüleri arasındaydı. Ancak son zamanlarda işleri çok iyi gitmiyordu. Çünkü artık iyi kokular üretemiyordu ve iflas etmek üzereydi. Bu arada Granouille’yi iyi bir para karşılığında parfümcüye veren derici, bu karlı alışverişi bir yerde içki içerek kutlar. Fakat sarhoş olmuştur ve evine gitmek isterken nehire düşer ve boğulur.

Granouille parfümcüde çok iyi kokular üretmektedir. Dükkan sahibi tekrar şehrin en ünlü parfümcüsü olmuştur ve çok iyi paralar kazanmaktadır. Bir süre sonra işinden sıkılmaya başlayan Granouille tüm insanların kokularından uzaklaşmak ister. Bu amaçla günlerce süren bir yolculuk yapar ve hiçbir insanın kokusunun olmadığı bir dağa yerleşir. Bu arada Granouille’nin ayrıldığı gün parfümcü ölmüştür.

Granouille insan kokularından uzak olarak dağda tam yedi yıl geçirir. Artık geri dönmeye karar verir. Geri döndüğünde yine kokular üretmeye başlar. Parfümler konusunda sürekli kendini geliştirmekte ve en iyi parfümleri üretmektedir. Amacı dünyanın en iyi kokusunu yaratmaktır. Bu amaçla, genç, güzel ve bakire kızların peşine düşer. Onları öldürmekte ve parfümcülere özel bir yöntemle kokularını almaktadır. Sürekli genç kızların öldürülmesi şehirde korku salmıştır. Şehrin en güzel kızının babası, kızını kurtarmak için başka bir yere gitmeye karar verir ve bir yolculuğa çıkarlar. Fakat Granouille kızın kokusunu alır ve onları konakladıkları yerde bulur. Kızı öldürür ve kokusunu alır. Artık dünyanın en iyi kokusunu üretmiştir.

Fakat bir süre sonra cinayetleri işleyenin Granouille olduğu anlaşılır ve yakalanır. İdam edilecektir. Granouille idam edileceği gün yarattığı kokuyu sürer. İdam edileceği meydana getirilen Granouille kokusuyla kalabalığı büyüler. Granouille’yi melek gibi gören insanlar ondan bir parça almak isterler ama onu paramparça edip öldürürler.
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Re: Hikayeler/ Romanlar/ Klasikler

Mesajgönderen Maket » 29 Şub 2008 21:36

İhanet Noktası


Yazarı: Dan Brown
Yayınevi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: 2005
Roman / Amerikan Edebiyatı
511 sayfa

ABD başkan adaylarından olan Senatör Sexton ile kızı Rachel Sexton bir restoranda buluşurlar. Rachel Sexton ve babasının ilişkileri çok iyi değildir, hatta birbirlerini pek sevmezler. Senatör eşini aldatmış ve eşinden ayrılmıştır. Rachel, ABD Başkanına bağlı bir istihbarat teşkilatında başkan adına çalışıyordu. Senatör kızından bu görevini bırakmasını istiyordu. Çünkü kızının rakibi adına çalışması seçim kampanyası için olumsuz bir durum teşkil ediyordu. Zaten babasını pek sevmeyen Rachel ise teklifi geri çevirdi. Görüşme sırasında Rachel’in çağrı cihazına acil bir not geldi. Not çalıştığı Ulusal Keşif Ofisi (UKO)’nden gelmişti. Rachel’in ofisteki görevi, ofise gelen istihbarat bilgilerini değerlendirerek başkan için özetler oluşturmaktı. Babasına bir mazeret uydurarak ofisin yolunu tuttu.

Rachel’in çağrı cihazına düşen acil not UKO direktörü William Pickering tarafından gönderilmişti. Direktör Rachel’e başkan tarafından acil olarak çağrıldığını söyledi. Rachel’i başkanla görüşmesine götürmek üzere bir helikopter hazır bekliyordu. Beyaz Saray’ın UKO binasına çok yakın olmasına rağmen yolculuk için bir helikopter seçilmesi Rachel’i çok şaşırttı. Fakat helikopter Beyaz Saray’a değil, eski bir NASA fırlatma üssü olan Wallops Adasına gidiyordu. Rachel, başkanın babasının seçim kampanyası ile ilgili olarak görüşeceğini tahmin ediyordu. Zaten Pickering de böyle olabileceğini söylemişti. Eğer başkanın gerçekten böyle bir niyeti varsa hiç düşünmeden reddedecekti. Başkan’ın görüşme için burayı seçmesi Rachel’i yine şaşırtmıştı. Başkan ve Rachel Sexton, başkanın Hava Kuvvetleri Bir uçağında görüştüler.

Başkan Rachel’e, NASA’nın Yer Gözetleme Sistemi (YGS)’nden ve çok önemli bir keşif yaptığından bahseder. YGS Projesi, dünyayı incelemek üzere NASA tarafından geliştirilmiş, fakat başarısızlığa uğramış bir projedir. Fakat şimdi YGS insanlık tarihi için çok önemli bir keşfe imza atmıştır. Başkan daha fazla ayrıntıya girmedi. Tüm açıklamaların bizzat NASA tarafından yapılacağını söyledi.

Rachel bir jet uçağına bindirildi. Hâlâ nereye gittiğini bilmiyordu. Kuzey Kutbuna gittiklerini uçakta pilottan öğrendi. Rachel’i Milne Buzul Katmanında NASA yetkilileri karşıladı. NASA burada habiküre denilen küre biçiminde bir çadır kurmuştu. NASA Müdürü Lawrance Ekstrom Rachel’e YGS’nin çok önemli bir keşifte bulunduğunu söyledi. Ekstrom, Rachel’in orada bulunmasından pek hoşnut değildi. Ekstrom, YGS’nin verileri doğrultusunda Kuzey Buz Denizinde yaptıkları araştırmalar neticesinde bir göktaşı bulduklarını söyledi. Göktaşından alınan kesitlerde dünyada bilinmeyen ve başka bir gezegende yaşadığı tahmin edilen böcek fosilleri vardı. Habikürede NASA personeli ve Rachel haricinde dört tane de tanınmış sivil bilim adamı vardı. Bunlar Michael Tolland, Corky Marlinson, Waille Ming, Dr. Mangor’du. Başkanın amacı, keşfin seçim kampanyası için bir malzeme olmadığını göstermek amacıyla tarafsız bilim adamları tarafından doğrulanması ve daha sonra kamuoyuna duyurulmasıdır. Bunun için de belgesel program yapımcısı olan ve çok sevilen Michael Tolland seçilmiştir. Başkan, Senatör Sexton’un seçim kampanyası nedeniyle, Beyaz Saray çalışanları arasında bile itibar kaybetmekteydi. NASA tarafından yapılan keşfin Rachel Sexton tarafından Beyaz Saray personeline duyurulması inandırıcılık için çok iyi bir seçimdi. Başkan Rachel’den sadece, personele bir konuşma yaparak keşfi duyurmasını istemişti. Rachel teklife çok sıcak bakmıyordu. Fakat başkan onu ikna etmeyi başardı.

Başkan NASA’ya çok inanıyor ve NASA’ya çalışmaları için sürekli çok büyük ödenekler aktarıyordu. Fakat NASA son yıllarda yaptığı çalışmalarda sürekli başarısızlığa uğramış, bu durum da halkın gözünde başkanın ve NASA’nın itibar kaybetmesine neden olmuştu. Senatör Sexton ise, seçim kampanyalarında bu durumu çok iyi kullanmış ve NASA’yı çok zor duruma sokmuştu. NASA’ya harcanan paraların ekonomiyi kötüye götürdüğünü, bunun yerine uzay çalışmalarının rekabete açılması, sivil şirketlerin de uzay çalışmaları yapabilmesi gerektiğini söylüyordu.

Beyaz Saray çalışanları başkanın oval ofisinde toplandılar. Rachel canlı olarak oval ofise bağlandı ve NASA’nın keşfinden bahsetti. Bu konuşmanın ardından başkan bir ulusa sesleniş konuşması ile buluşu kamuoyuna duyuracaktır. Bu sırada, habikürede bulunan bilim adamlarından Dr.Mangor göktaşına son bir kez bakmak üzere göktaşının yanına gelir. Fakat çok şaşırtıcı bir şey olur ve Dr.Mangor su yüzeyinde canlı bioorganizmalar görür.

Habikürede bunlar yaşanırken, çok özel donanımlara ve eğitilmiş askerlere sahip Delta Gücü timi, habikürede yaşananları izlemektedir. Delta Gücü, insan damarlarında bile dolaşabilecek kadar küçük mikrobotlar ile habiküreyi gözetlemektedir. Dr.Mangor, su yüzeyinden canlı organizmayı almak isterken, Delta Gücü mikrobot aracılığıyla bilim adamının altındaki buz parçasını kırar ve Dr.Mangor havuzun içine düşer. Bir süre sonra diğer bilim adamları ve Rachel de göktaşının bulunduğu yere gelirler ve durumu fark ederler. Onlar da su yüzeyinde canlı organizmalar görürler. Aralarında yaptıkları tartışmalarda göktaşı ile ilgili şüpheler oluşur. Michael Tolland, su yüzeyindeki canlı organizmalarla ilgili bilgileri faks aracılığıyla ABD’deki ekibinden ister. Keşif ile ilgili sorunlar olduğunu gören Delta Gücü, Rachel ve arkadaşlarını öldürmeye çalışır ve Dr.Ming ölür. Rachel ve diğerleri ise kaçmayı başarırlar. Delta Gücü bilim adamlarını yakalamak için çalışır. Fakat Rachel ve arkadaşları mucizevi bir şekilde kaçmayı başarırlar ve bir gemi tarafından kurtarılırlar.

Rachel, göktaşı ile ilgili bilgilerin bulunduğu faksları babasına gönderir ve hayatının tehlikede olduğunu bildirir. Bu sırada Delta Gücü hâlâ onları takip etmektedir. Başkanın, NASA’nın önemli keşfini halka duyurmasıyla seçim kampanyası dibe vuran Senatör Sexton için bu fakslar kurtarıcı olacaktır. Kızının tehlikede olması onu çok fazla ilgilendirmemektedir. Bir basın duyurusu ile basın toplantısı düzenleyeceğini ve keşfin gerçek olmadığını delilleri ile birlikte açıklayacağını bildirir. Senatörün yardımcısı ve en büyük destekleyicisi olan Gabriel Ashe, senatörün bu kadar ileriye gidebilecek olmasına ve böyle bir adam için çalıştığına inanamaz. Bu sırada Delta Gücü askerleri ile Rachel ve arkadaşları arasındaki kovalamaca devam etmektedir. Rachel, Michael ve Marlinson, Michael’in araştırma gemisine ulaşırlar. Burada da yaptıkları incelemelerde aldatıldıklarını kesin olarak anlarlar. Göktaşı, Milne Buzul Katmanına NASA tarafından götürülmüştür. Bu sırada, Delta Gücü onları bulmuştur. Rachel ve arkadaşları, Delta Gücü askerlerinin başında Pickering’i görünce dehşete kapılırlar. Sahte keşif Pickering tarafından planlanmıştır. Pickering’in amacı, seçimi kaybetmek üzere olan başkana yardımcı olmaktır. Çünkü başkanın seçimi kaybetmesi aynı zamanda NASA’nın da sonu olacaktır.

Senatör ve yardımcısı Gabriel geçmişte bir ilişki yaşamışlardır. Başkanın danışmanlarından bir bayan, Gabriel’e ellerinde bu ilişkiye ait fotoğraflar olduğunu ve senatörü durdurması gerektiğini, aksi halde senatörün başkan seçilmesi halinde uzay araştırmaları ile ilgili ciddi yanlışlar yapacağını söyler, uzay araştırmalarının sivil şirketlere verilmesi durumunda ne gibi felaketler yaşanacağını anlatır. Gabriel söylenenlere pek inanmaz ama yine de araştırmak ister. Gizlice senatörün ofisine girer ve faksları alır. Senatör ile konuşmak için evine gittiğinde, senatörün yalnız olmadığını anlar. Senatör 4-5 kişilik bir grupla görüşmektedir. Gizlice konuşmaları dinler ve dehşete kapılır. Senatörün konuştuğu kişiler uzay araştırmaları ile ilgilenen şirketlerin yetkilileridir. Senatörün uzay ile ilgili vaatleri karşılığında, büyük paralarla senatörün seçim kampanyasını desteklemektedirler.

Senatör Sexton, faksları koyduğu ve mühürlediği zarflarla basının karşısına çıkar. Delta Gücünün elinden kurtulmayı başaran Rachel de basın toplantısının yapılacağı yere gelir. Rachel babasına, NASA’nın ve başkanın masum olduğunu, sahte keşfin Pickering tarafından tezgahlandığını anlatır. Basın açıklamasından vazgeçmesini ister. Fakat babası açıklamayı yapmayı kafasına koymuştur. Bu sırada genç bir kadın muhabir, senatörün konuşma yapacağı kürsüye mikrofonunu bırakır. Fakat bu telaş içerisinde, Sexton’un zarflarını yere düşürür. Muhabir yerden zarfları toplar ve sinirlenen senatöre uzatır. Senatör Sexton, NASA’nın keşfinin sahte olduğunu belirterek konuşmasına başlar ve zarfları basın mensuplarına dağıtır. Fakat zarflardan senatör ve Gabriel’in ilişkilerinin yer aldığı fotoğraflar çıkar. Gabriel Ashe, muhabir kılığında basın toplantısına katılmış ve kürsüye mikrofon bırakırken zarfları değiştirmiştir. NASA’yı ve başkanı kurtarmak pahasına kendisini feda etmiştir. Tabi bu durum senatörün de sonu olmuştur.
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Re: Hikayeler/ Romanlar/ Klasikler

Mesajgönderen Maket » 29 Şub 2008 21:38

KATLEDİLEN PRAMİT

Yazarı: Christian Jacq
Çeviren: Aysel Bora
Yayınevi: Doğan Kitapçılık
Basım Yılı: 1999
Roman / Fransız Edebiyatı

Katledilen Piramit, Mısır Yargıcı Üçlemesi serisinin ilk kitabıdır. Serinin diğer kitapları ise Çöl Yasası ve Vezirin Adaleti’dir. Mısır Yargıcı Üçlemesi, Firavun Ramses dönemindeki Mısır devlet yönetimi, adalet düzeni, ekonomik, askerî ve tıp alanındaki durumları hakkında detaylı bilgiler vermektedir.

Firavun Ramses tarafından yönetilmekte olan Mısır, tarihinin en parlak dönemlerini yaşamaktadır. Halk ekonomik olarak refah içerisindedir. Asayiş, adalet ve sağlık alanında sorunlar bulunmamaktadır. Çevre ülkeler ile iyi ilişkiler kurulmuştur. Güçlü bir orduya da sahip olan Firavun Ramses, halkı tarafından çok sevilen bir hükümdardır.

Fakat ülkenin yönetimini ele geçirmek isteyen karanlık güçler, Ramses’in iktidarını zayıflatmak ve iktidarı ele geçirmek için çeşitli entrikalar peşindedirler. Mısır inançlarına göre Firavunlar iktidar gücünü atalarının bıraktıkları kutsal emanetlerden almaktadırlar. Bu kutsal emanetler Gize’deki büyük piramitlerde saklanmakta ve imtiyazlı askerler tarafından korunmaktadır. Ülkeyi ele geçirmek isteyenler, kutsal emanetleri çalarak Ramses’in iktidar gücünü zayıflatmak için askerleri öldürürler ve kutsal emanetleri çalarlar. Böylece Ramses’in gücü zayıflayacak ve iktidarı kutsal emanetlere sahip olanlara bırakmak zorunda kalacaktır.

Pazer, Teb’in küçük bir köyünde yaşayan, işinde çok başarılı, titiz ve ünlü bir yargıçtır. Köyünde sade bir hayat sürmektedir ve orada olmaktan mutludur. Bir gün onun ilk öğretmeni olan ve çok değer verdiği Branir köye gelir. Branir halk tarafından çok sevilen ve saygı gören ünlü bir doktordur. Ayrıca bilgeliği ile ün yapmıştır, bir çok öğrenciye tıp eğitimi vermektedir. Branir, Pazer’e bir teklif yapmak için köye gelmiştir. Bu teklif Pazer’in hayatının değişiminin başlangıcı olacaktır. Branir, Memfis’te ölen bir yargıcın yerine Pazer’in geçmesini istemiştir. Pazer teklif karşısında kararsız kalır. Köyünde çok mutludur ve kendisini daha yargıçlık işinin başlangıcında görmektedir. Fakat Branir’i kıramaz ve teklifi kabul eder.

Pazer Memfis’te alt katını büro, üst katını ev olarak kullanacağı bir eve yerleşir. Yarot adında bir zabıt katibi ve eski bir hükümlü olan fakat daha sonra suçsuzluğu kanıtlanan Kem adında soruşturma görevlisi Pazer’e işlerinde yardımcı olacaklardır. Kem’in herkese korku salan ve suçluyu hissedebilmek gibi üstün meziyetleri olan bir şebeği vardır. Yargıç Pazer, bütün davaları titizlikle takip etmekte ve herkese adil davranmaktadır. Kısa sürede halk tarafından çok sevilen bir yargıç olur. Yürüttüğü soruşturmalarda karşısına sürekli aynı isimler çıkmaktadır. Bunlar Memfis’in zengin ve sayılan isimleridir. Tüccar Denes, Dişiçi Kadaş, Emniyet Amiri Mentmose kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden ve kendilerine haksız kazançlar sağlayan kişiler olarak sık sık Pazer’le karşı karşıya geleceklerdir. Bir gün Pazer’in önüne imzalaması için rutin bir atama belgesi gelir. Atama belgesi bir askere aittir ve Pazer askeri görmek ister. Fakat asker Gize Piramitlerinde öldürülmüştür. Pazer asker ile ilgili soruşturmalar yapar ve şüpheli durumlar tespit eder.

Pazer boş zamanlarında eşeği ile birlikte gezintiye çıkmaktadır. Bu gezilerden birisinde bir tıp öğrencisi olan Neferet’le tanışır ve aşık olur. Neferet aynı zamanda Branir’in öğrencisidir. Mısır krallık başhekimi Nebamon da Neferet’e aşıktır ve kendisine metresi olmasını teklif eder. Nebamon’un teklifini kabul etmeyen Neferet, doktor olabilmek için çok ağır sınavlardan geçirilir. Sınavların hepsinden başarıyla geçen Neferet doktor olur, fakat Nebamon tarafından bir köye sürgüne gönderilir. Fakat o hiçbir zaman pes etmez ve çalıştığı köyde herkese şifa dağıtır, ünü kısa sürede tüm Mısır’a yayılır. Bu günlerde Pazer, sık sık Neferet’in çalıştığı köye gider ve onunla görüşür. En sonunda ona evlenme teklif eder ve bir süre sonra evlenirler. Neferet köyden ayrılarak Pazer’in yanına yerleşir.

Gize’de öldürülen askerlerle ilgili soruşturmalarına devam eden Pazer’in en büyük yardımcıları yakın arkadaşı Suti ve Kem’dir. Pazer iktidarı ele geçirmeye yönelik bir komplonun izlerini bulur. Soruşturması ile ilgili olarak görüşmek istediği tanıklar birer birer öldürülmektedir. Soruşturmasının neticesinde ülkede çok sevilen başkomutan Aşer’e ulaşır. Aşer’i vatana ihanet suçlamasıyla mahkemeye çıkarır. Deliller yetersizdir ama halkın ve jürinin aklını çelmeye, onları Aşer’in suçluluğuna inandırmaya yeter.

Fakat karanlık güçler Pazer’i saf dışı bırakmaya kararlıdır ve bir komplo kurulur. Çok yakında baş rahip olması beklenen Branir bir cinayete kurban gider. Aynı gece Pazer’e kimliği belirsiz birisi tarafından Branir’in tehlikede olduğu haberi ulaştırılır. Branir’in evine giden Pazer hocasının cesediyle karşılaşır. Bu sırada Emniyet Amiri Mentmose eve girer ve Pazer’i Branir’in cesedinin başında bulur. Pazer cinayet zanlısı olarak tutuklanır. Pazer’in nerede olduğunu kimse bilmemektedir. Neferet ve Suti’ye, gizli bir soruşturma için şehir dışına çıktığı söylenir. Bir süre sonra ise Pazer’in bir kaza sonucu öldüğü haberi yayılır. Fakat Neferet ve Suti Pazer’in öldüğüne inanmazlar ve onu bulmaya karar verirler.
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Re: Hikayeler/ Romanlar/ Klasikler

Mesajgönderen Maket » 29 Mar 2008 0:06

ÇAMLICANIN ÜÇ GÜLÜ


Yazarı: Hıfzı TOPUZ
Yayınevi: Remzi Kitabevi
Basım Yeri ve Tarihi: İstanbul, Kasım 2002
Sayfa Sayısı: 288
KİTAP HAKKINDA
Kitabın Konusu:
Hariciye Nazırı Ahmet Hulusi Bey, üç kızı, görkemli köşk’ü ve Milli Mücadele yılları..Osmanlı Devleti yabancı postallarla eziliyor. Ve bir grup insan bu duruma böyle gitmez diyor. Osmanlı Devletine ismindeki ünvan ve yaşam tarzı ile bağlı bir baba. Gençlik ateşi ile ateşli nutukların atıldığı meydanlarla tanışan ve Milli Mücadele yıllarında sıcak savaşın başlangıcında aşkla yoğrulmuş bir öykü…Tarihsel anlatılarla bezenmiş monologlar. Vatan için diye başlayan aşkların gerçek aşk’a dönüşerek alev alması ve işgal birliklerinin İstanbul’dan ayrılmaları ile başlayan aşkın güz dönümü…

Yazar tarihi yansıtırken öyküsünü okuyucuyu sıkmadan aktarmayı başarmış. Ancak, ”Çamlıca’nın Üç Gülü” Tarihsel bir roman olmasına rağmen kitabın sonunda olayların hayal mi yoksa gerçek mi olduğu sorgulanıyor. Bu da kitap türü ile çelişki yaratıyor. Ve bütünselliğine gem vuruyor.

Sonuç:
Milli Mücadele yıllarına farklı bir bakış. Gerektiğinde kadınlarında bu mücadele için neler yapabileceğini tüm bunlara rağmen oplumumuzun kızlara olan bakış açısının hiçbir zaman değişmediğini kitapta çevre insanının yorumlarından anlayabiliyoruz. Mücadele için ahlak değerleri değişebilir mi? İnsan hayatında, görev mi yoksa insanın kendi duyguları mı üstün? Eğer öyle ise Nedim Ağabey kendi aşkı olan Perihan’a niçin görev vermedi? Yoksa “ben” duygusu her koşulda aşılamayan bir duvar mı?

Tüm bunlar kitabın derinliklerinde satırlar arasına sığdırılmış. Kimi sorular ise okuyucuya bırakılmış.

Kitaptan bir alıntı yapmak istiyorum.19 Mayıs Pazartesi sabahı Halide Edip Hanım’ın konuşması ile yer gök inliyor ve Ümran kendini kürsüde buluyor;

-Kardeşlerim, analarım, ablalarım, Ben’de hepinize sesleniyorum. Bu vatanı düşmana bırakmayacağız. Kimimiz mermi taşıyacak, kimimiz silaha sarılacağız. Milletimiz bu vatanı hiç kimsenin buyruğu olmadan da kurtarmasını bilecektir
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Re: Hikayeler/ Romanlar/ Klasikler

Mesajgönderen Maket » 29 Mar 2008 0:07

Kumru İle Kumru

Yazarı: Tahsin Yücel
Yayınevi: Can Yayınları
Basım Tarihi: Ocak 2005
Sayfa Sayısı: 294






2002 yılında yayınladığımız Yalan adlı romanıyla büyük ilgi toplayan Tahsin Yücel, yeni romanı Kumru ile Kumru'da yine toplumumuzun aslında gözler önünde olan ama kimsenin bir türlü dile getiremediği, yüksek sesle söylemekten herkesin ürktüğü bir sorununu anlatıyor. Yaşamımıza egemen olan eşyanın, yalnızca günlük çalışma biçimimizi değil, aynı zamanda duygularımızı, düşüncelerimizi, giderek kişiliğimizi nasıl etki altına aldığı, son derece etkileyici ve inandırıcı bir dille anlatılmış güç konuyu ustalıkla romanlaştırmış: Eşya, zamanla bize egemen olur. Başka pek çok konuda olduğu gibi eşya tutkusunda da televizyonun belirli bir etkisi vardır. Oysa bir yerde durup kendi kendimize sormamız gerekir: Kim kumanda etmekte? Biz mi televizyonu, yoksa televizyon mu bizi?



KİTAP VE YAZAR HAKKINDA
Tahsin Yücel, 1933 yılında Elbistan’da doğmuş, hikaye, roman, çeviri, deneme, inceleme ve eleştirileriyle yüzden fazla kitaba imza atmış, henüz Galatasaray Lisesindeki öğrencilik günlerinde Varlık dergisinin yıllık mahiyetindeki "Yeni Hikayeler"(1950) kitabında iki öyküsü basılan yazar, yüksek öğrenimini de edebiyat alanında tamamlamıştı. İÜ Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünde profesörlüğe dek yükselen Tahsin Yücel'e “Haney Yaşamalı” için 1956 ‘Sait Faik Hikâye Armağanı’, “Düşlerin Ölümü” için 1959 ‘TDK Öykü Ödülü’, “Peygamberin Son Beş Günü” için 1993 ‘Orhan Kemal Roman Ödülü’, çevirileri için de 1984 ‘Azra Erhat Çeviri Yazını Üstün Hizmet Ödülü’ verilmişti. Yücel, Mayıs 1999'da 3. Ankara Öykü Günleri'nin ‘Onur Konuğu’ olarak plaket aldı; Dünya Gazetesi tarafından 1999'da ‘Yılın Yazarı’ seçildi.

Tüketme Hazzı
“Mutfak Çıkmazı”(1960), “Vatandaş”(1975), “Peygamberin Son Beş Günü”(1992), “Bıyık Söylencesi”(1995) ve “Yalan”(2002) romanlarının yazarı Tahsin Yücel, yeni romanı “Kumru ile Kumru”da yine günümüz Türkiyesi’nin komik ve traji-komik toplumsal süreçlerini bu süreci daha sancılı geçiren insan tipleri üzerinden ironik bir dille anlatıyor.
“Kumru ile Kumru”, bir köyden kente göç hikayesi. Kendisinden iki yıl önce doğup yaşatılamayan Kumru ablasının adını alan Kumru, hemşehrisi Pehlivan Haydar’la evlendirilip İstanbul’a, bu iri kıyım ama yumuşak kalpli adamın yaşadığı kapıcı dairesine yerleşiyor. İkili İstanbul’un göbeğinde, İstanbul’dan ve kapitalizmin vardığı noktadan habersizce sanki bir kapıcılar kolonisi içinde birbirlerine alışmaya başlıyorlar. Bir süre sonra erkek olanı çok zeki, kız olanı özürlü çocukları da katılıyor tek odalı evlerine.
Roman, Kumru’nun ev temizliğine gittiği Tuna Hanım’ın yanında edindiği deneyimlerle girdiği değişim sürecine paralel olarak hızlanıyor. Kendisine dostça muamele eden aydın ev kadını Tuna Hanım’ın büyük ve dolu buzdolabına çarpılmıştır Kumru. “Vestigos” diye bellediği buzdolabına sahip olmak artık bir tutkuya, bir saplantıya dönüşecek, tutkusu hayatın diğer alanlarına yine tüketim maddeleri üzerinden yayılacak, İstanbul’u tam da sistemin bizlere sunduğu gibi, bir tüketim cenneti olarak algılayacaktır genç kadın. Cinselliği de kapsayacak şekilde, hayatlarının her alanı eşyaların doğasına uygun biçimde yeniden tanımlanacaktır.
Ancak bu yeni hayat tarzının elbette bedeli var. Nitekim dolu bir buzdolabı, renkli bir televizyon, süpermarketlerden yapılan alış verişler bir zamanların yenilmez pehlivanı Haydar’ın sırtını yere yapıştıracak, Haydar da renkli iç çamaşırlarıyla bedenini yeniden keşfettiği Kumru’sunu üzmemek için eski işine geri dönecek, kapıcılığını yaptıkları apartmanın sahibi İsmail beyin fedailiğini üstlenecektir. Artık sınıf atlamıştır Kumru; bodrum katından çıkıp apartmanın dayalı döşeli, manzaralı bir dairesine yerleşmişler, uyanık, sevimli, akıllı, çalışkan köylü kızı Kumru, hele ki markasını reklamlardan görerek aldıkları otomobili kullanmaya da başlayınca depresif, yalnız, iletişimsiz, hırçın Kumru Hanım’a dönüşmüştür. Dostları biraz da hasetle kopacaklardır Kumru Hanımla Haydar Beyin çevresinden. Bu haset bir süre sonra şiddeti de taşıyacaktır. Güneşe kanat çırpan Kumrunun kanatları tutuşuvermiştir aniden…

:-):-):-):-)morfoz/Değişim
“Kumru ile Kumru”, yukarıdaki çok ekonomi özetinden bile kolaylıkla anlaşılacağı gibi tüketim toplumunu ve bu toplumun getirdiği insani ilişkileri hedef alan keskin bir eleştiri barındırıyor. Tahsin Yücel, kapitalizmin bu son aşaması üzerine çözümlemeler girişmiyor elbette. Bir edebi metine uygun biçimde, sorunu Kumru, Pehlivan ve diğer roman kişileri aracılığıyla, hayatın akışı içerisinde görünür kılmış. Aslında pek çoğumuzun farkına vardığı, akıntısına karşı direnmeye çalıştığı sorunun bir romanda dillendirildiğinde daha çarpıcı bir hal aldığını söyleyebilirim. Alışkanlıklarımızla hayatın içinde ilk bakışta göremediklerimizi görünür hale getirirken edebiyatın gücüne bir kez daha güven tazelememizi sağlıyor Yücel.
Cem Erciyes’in ifadesiyle “Kumru’nun süper marketlerle tanıştığı bölümler, romanın kendini en çok ele verdiği yerler. Tahsin Yücel, reklamlar, marketler derken tüketim kültürünü kanıksadığımız bir yaşam biçimi olarak önümüze seriyor. Kumru’nun abartılı heyecanı ve tutkusu tipik Tahsin Yücel ironisi ile bu durumu karikatürleştirip yaşantımızın parodisini üretiyor. Yücel, o bölümlerde süper market alışverişlerinden aldığımız mahrem keyfi deşip duruyor, bizleri adamakıllı alaya alıyor. Kumru ne basit ve uyanık bir köylü kızı, ne de tipik bir orta sınıf ev hanımı olamıyor. Akıllı ve güzel kadını seviyoruz, ama onunla asla özdeşleşmemize izin vermiyor yazar. Kumru her durumda çok köşeli, inanılmaz, yer yer karikatürleştirilmiş; okuru hafiften alaya alırken ona yaşadığı hayatın içinde bir zıt uç gösteriyor. Kumru’nun her iki haliyle de içimizi acıtan varlığı buradan kaynaklanıyor. Biz o köylü kızına değil, kendimize üzülüyoruz sanki. Nitekim Kumru hiçbir zaman yaşadığımız toplumunun tam bir parçası olmayı beceremeyecek, bir başka hayatın da var olduğunu bilen herkes gibi, evi, arabası, düşmanları, televizyonu ve ailesi üzerine üzerine gelince şöyle mırıldanacaktır; ‘Şu gök delinse de bir soluk alsam!’”
Kentli orta sınıfların bir süredir aşina olup hayret edici bir uyum gösterdikleri tüketme hazzına ve eşyanın imparatorluğuna çarpıcı bir çerçeve sağlamak için hikayesinin merkezine kentin yeni misafirlerini, kırsaldan göç eden eğitimsiz insanları seçmiş yazar. Böylelikle artık bize ve romanlara çok uzak olan bir başka insan tipi ile karşılaşıyor, bu insan tiplerinin sisteme bağlanma dinamiklerine, onların da bizler gibi yavaş yavaş eşyanın boyunduruğu altına girmelerine, insanın şeyleşme süreçlerine tanık oluyoruz.
İlk romanı “Mutfak Çıkmazı”nda, “Peygamberin Son Günü”nde ve “Yalan”da olduğu gibi, “Kurmru ile Kumru”da da basit hayatlardan trajik hikayeler çıkaran Tahsin Yücel’in belki de tek eleştirilecek yanı ironiyi biraz olsun elden bırakmaması, böylelikle de tutkuyu abartılı, inandırıcılığı zaman zaman düşürecek boyutlara, masalsı bir havaya taşıması. İnsanlar arasındaki ilişkilerde de var bu abartı ve masalsılık. Yine de, hem çizdiği insan tiplerinin canlılığı hem de onları yan yana getirdiği diyaloglar bu fazlalıkları gideriyor. Bu uzun metnini anlatım bozukluklarına hiç düşmeden tamamlamanın üstesinden gelmiş ve Kumru kişiliğinde yerli bir “Madam Bovary” kazandırmış edebiyatımıza.
A. Ömer Türkeş
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Re: Hikayeler/ Romanlar/ Klasikler

Mesajgönderen Maket » 29 Mar 2008 0:09

Bir Maniniz Yoksa Annemler Size GElecek Ayfer Tunç

--------------------------------------------------------------------------------




Bir Maniniz Yoksa Annemler Size gelecek (70 li Yıllarda hayatımız )


Yazar kitabında “Benim ve yaşıtlarımın çocukluk ve ilk gençlik yıllarında-70’lerde- var
Olan küçük, önemsiz,alelade,sıradan, basit şeyleri sıralamaya çalıştım.O yılları hatırladıkça
Bizim kuşak için anlamlı olan bir on yıldan, başka türlü anlamlar yüklenmiş başka bir on yıla geçtiğimizi, bu arada büyümüş olduğumuzu gördüm.Büyümüş olmak mıydı içimi burkan, yoksa o tuhaf masumiyet miydi, bilmiyorum.bizim kuşağın on yılını başkaları başka türlü adlandırabilir, ama ben “tutumluluk çağı” demek istedim.Yanan iki lambadan birinin söndürüldüğü, kurşunkalemlerin bir arpa boyu kalana kadar kullanıldı yıllar...”ı anlatmaktadır.(s.14)

Burdayım Örtmenim
“Okula yazdırma süreci anne-babaların çok önemsediği bir yığın meselenin halliyle başlardı.”aman çocuğum iyi okusun” diyen aileler çocuklarını hangi okula ve öğretmene yazdıracaklarına çok dikkat ederlerdi.Çocuk evinin karşısındaki okulda, güler yüzlü, genç ve tatlı bir öğretmende okumak için yanıp tutuşur; ama bazı anne-babalar disipliniyle ve çocuklara kolej kazandırmasıyla şöhret yapmış, sert otoriter ve genellikle yaşlı bir öğretmenin görev yaptığı, cehennemin dibindeki bir okul tercih ederlerdi.” (s.53 )

“ortaokul ve liseliler kırtasiye alışverişini, okul açıldıktan sonra yaparlardı.Öğretmenler ilk derste istedikleri malzemeyi öğrencilere yazdırırlardı.”Türkçeçi altı ortalı çizgili ve iki ortalı çizgisiz beyaz defter, matematikçi dört ortalı harita metot, fenci altı ortalı sarı defter” ister; kimi öğretmenler defterlerin mavi, kitapların kırmızı kağıtla kaplanmasını”emrederdi. (s.57)

“Dersin bittiği ve teneffüse çıkılacağı ya hademenin koridoru dolaşarak salladığı çan sesiyle ya da kulak tırmalayan bir zilin çalmasıyla anlaşılırdı.Sınıflar bir anda boşalır, gürültülü bir çocuk kalabalığı bahçeye akın eder, kantinin önünde hemen bir kuyruk oluşurdu.kantinde en çok simit, suyu fazla kaçmış ayran ve limonata, poğaça, yerel gazozolar, bisküvi satılır, çocuklar bu tatsız ve gösterişsiz yiyecekleri almak için birbirlerini ezerlerdi.”( s.68 )
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Re: Hikayeler/ Romanlar/ Klasikler

Mesajgönderen Maket » 29 Mar 2008 0:14

Sofi'nin Dünyası Jostein Gaarder

--------------------------------------------------------------------------------







Sofi’nin Dünyası



Benzer insanların, yüzeysel bilgilerin geçerli olduğu çağımızda, “ 3000 yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır “diyen Goethe’nin günübirlik insanlarından olmama yolunda ciddi bir adım.

15. yaşgününü kutlamaya hazırlanan Sofi, bir gün posta kutusunda ‘kimsin ‘ yazılı bir not bulur.Bu sorudan hareketle, bütün bir felsefe tarihinden sorulmuş soruları ve cevapları, sürükleyici bir roman kurgusu içinde anlatıyor kitap.

Kitap 15 yaş gurubu için yazılmış olsa da felsefi birikim gerektirmektedir.Sabırla okuyacak, anlamaya çalışacak, anladıklarını tartışacak insanlar için...
Sen kimsin ? sorusuyla başlayan..
İnsan nedir ?
Hayatta en önemli şey nedir ? sorusuyla devam eden..
Dünyayı hazır, verildiği gibi kabul edenlerden biri olmamak
Yüz yıllık uykudan uyanarak
Ben kimim ? sorusunu sormak....
“ En bilge kişi bilmediğini bilen kişidir.
Gerçek bilgi içimizde mevcuttur
Doğru bilgi, doğru eylemi gerçekleştirir. “
Bizler birer yıldız tozuyuz.
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Re: Hikayeler/ Romanlar/ Klasikler

Mesajgönderen Maket » 29 Mar 2008 0:15

Sofi'nin Dünyası Jostein Gaarder

--------------------------------------------------------------------------------







Sofi’nin Dünyası



Benzer insanların, yüzeysel bilgilerin geçerli olduğu çağımızda, “ 3000 yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır “diyen Goethe’nin günübirlik insanlarından olmama yolunda ciddi bir adım.

15. yaşgününü kutlamaya hazırlanan Sofi, bir gün posta kutusunda ‘kimsin ‘ yazılı bir not bulur.Bu sorudan hareketle, bütün bir felsefe tarihinden sorulmuş soruları ve cevapları, sürükleyici bir roman kurgusu içinde anlatıyor kitap.

Kitap 15 yaş gurubu için yazılmış olsa da felsefi birikim gerektirmektedir.Sabırla okuyacak, anlamaya çalışacak, anladıklarını tartışacak insanlar için...
Sen kimsin ? sorusuyla başlayan..
İnsan nedir ?
Hayatta en önemli şey nedir ? sorusuyla devam eden..
Dünyayı hazır, verildiği gibi kabul edenlerden biri olmamak
Yüz yıllık uykudan uyanarak
Ben kimim ? sorusunu sormak....
“ En bilge kişi bilmediğini bilen kişidir.
Gerçek bilgi içimizde mevcuttur
Doğru bilgi, doğru eylemi gerçekleştirir. “
Bizler birer yıldız tozuyuz.
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Re: Hikayeler/ Romanlar/ Klasikler

Mesajgönderen Maket » 29 Mar 2008 0:15

Isyan Günlerinde Aşk Ahmet Altan

--------------------------------------------------------------------------------




Kitapları: Tehlikeli Masallar (2001), Kılıç Yarası Gibi (2001), İsyan Günlerinde Aşk (2001) Karanlıkta Sabah Kuşları (Deneme,2001), Geceyarısı Şarkıları (Deneme,2001)
Kütüphane ve Dokümantasyon Merkezinde Olan Kitaplar

Yazarın tüm kitapları Lise Kütüphanesindedir.
Yazarın Tanıtacağımız Kitabı: İsyan Günlerinde Aşk

Yazar romanı hakkında şunları anlatmaktadır.
“roman, tarihin belli bir döneminde yaşayan insanları anlatıyor .Ben bu romana ‘tarih romanı’
demem.Yazdıklarımın tarih romanı olabilmesi için, o dönemde yaşayan ya da kurgulanan insan psikolojilerinden çok tarihi gerçekleri anlatması gerekir.Daha doğrusu edebiyat yapmaktan çok, tarihi hareketleri, eylemleri anlatmalıdır.Ama romanda tarih yalnızca dekordur.
Yarattığım karakterlerin duygularını nasıl anlattığıma bakarım...Benim yaratıcılığım buradadır; kahraramanlarımın duygularını, duygu katmanlarını, duygusal sıkıntılarını ve duygusal derinliklerini anlatırım.Okuyucular, onların bu duygularını hissedebiliyorlar mı? Kendi duygu dünyalarında bunların karşılığını bulabiliyorlar mı? Romanda anlatılanlar tüm bunları yapabiliyorsa, bu iyi edebiyattır diye düşünüyorum.

İnsan ilişkilerinin en kuvvetli olduğu ve duyguların kesin hatlarla ortaya çıktığı zamanlar, aşk dilimleridir.Ama yalnızca aşklar yok romanda, ilişkiler de var.İnsan ilişkileri hepimizin ilgisini çekmez mi? Benim çok ilgimi çekiyor; insanlar birbirleriyle nasıl ilişkiler kuruyorlar? İlişkiler sırasında hangi duyguları taşıyorlar? Bu dyguların ne kadarı gerçek? Kendi gerçekliklerinin ne kadarının farkındalar ve ne kadarını sorguluyorlar? Tüm bu soruların cevapları ilgimi çekiyor.

Felsefe, edebiyat, diğer idelojiler ve bilimler hep aynı sorunun cevabını arar; Hayat nedir? İnsanlar bu sorunu cevabını bulabilmiş değiller.Bulabileceklerini de sanmıyorum.Çünkü buldukları anda hayat sona erer.Hayat ancak kendi sıır ile devam eden bir vaka ya da olgu...

Hepimizin hayatı birbirine değiyor.Birini kurcaladığımız zaman, zincirin diğer halkaları da kıpırdıyor.Sanki bütün insanlar birbirlerine değiyorlarmış gibi...Herkesin hayatının, diğer insanların hayatını etkilemesi de ilgimi çekiyor.”
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

Re: Hikayeler/ Romanlar/ Klasikler

Mesajgönderen Maket » 29 Mar 2008 0:16

Çatışan Değerlerimiz

--------------------------------------------------------------------------------


Son yıllarda, dünyada ve ülkemizde bağımsızlık, özgürlük, cumhuriyet, demokrasi, laiklik, insan hakları, kadın hakları, çocuk hakları gibi kavramlar her düzeyde ve kesimde tartışılmaktadır. Bu kavramların kaynağını, özünü, anlamını, değerini bilmeden bu kavramları oluşturmak için ödenen bedeli, savaşları görmezlikten gelerek yapılan tartışmalar, kavram ve değer çatışmasına neden olmaktadır.
Örneğin Türk ulusu, bu kavramların özünde yer alan değerleri, bireysel ve toplumsal yaşantıya geçirmek için kurtuluş ve bağımsızlık savaşı vermiş, devrimler yapmıştır.
Türkiye’nin “Avrupa Birliği”ne girebilmesi için ileri sürülen, “Kıbrıs Sorunu”, “Ermeni Soykırımı”, “301. maddenin kaldırılması” gibi engellerin özünde yüzyıllar boyu sürüp gelen “Hıristiyan” kavramının taşıdığı Müslüman karşıtı değerlerin etkisi vardır.

Kavramların “değeri” görecelidir. Kültürü oluşturan maddi, manevi öğelere göre değişir. Bu değişim; doğru, güzel, iyi, olumludan hatalı, çirkin, kötü, olumsuza kadar geniş bir yelpaze içinde ortaya çıkan dav-ranış kalıplarına yansır.
Bu kitapta iyi-kötü kavramının ilk örneği olan kötülüğün simgesi şeytanla şeytanın kötülüklerine karşı çıkan çoktanrılı dinlerin, semavi dinlerin, felsefenin, bilimin, ruhbilimin ve toplumsal ruhbilimin “değerler” kavramına bakışını anlatmaya çalıştım.

Prof. Dr. Özcan Köknel
''Mutlu olmak için, hayatta kimseyi kendin gibi görme. Çünkü sen gibi olan tek kişi, aynadaki yüzündür..''
Kullanıcı avatarı
Maket
Bilgisiz Bilgin
Bilgisiz Bilgin
 
Mesajlar: 10428
Resimler: 5
Yaş:
Kayıt: 18 Oca 2007 17:20
Konum: İzmir
Teşekkür edildi: 129
Teşekkür alındı: 218 kere forum 178 Mesajlar

ÖncekiSonraki


Benzer Başlıklar

Arkası Yarın Hikayeler
Forum: Efsaneler ve Hikayeler
Yazar: bilginsan
Cevaplar: 6
Türküler ve Hikayeler-i
Forum: Efsaneler ve Hikayeler
Yazar: Kayser
Cevaplar: 49
Çocuklardan ders alınacak hikayeler
Forum: Mizah & Geyik
Yazar: Deva
Cevaplar: 11
kısa ibretlik hikayeler...
Forum: Efsaneler ve Hikayeler
Yazar: baharyeli
Cevaplar: 5
Dini Hikayeler:Öyküler
Forum: Efsaneler ve Hikayeler
Yazar: melekyildiz
Cevaplar: 21

Dön Türk Dili ve Edebiyatı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 2 misafir